top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 256 sonuç bulundu

  • Online Terapi Hakkında Bilgiler

    Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesi, online psikolog ve online psikolojik destek gibi kavramların yaşamımızda daha yaygın hale gelmesine neden oldu. Birçok kişi, ruh sağlığı alanında destek almak için online terapiyi diğer adıyla çevrimiçi terapiyi tercih ediyor. Online terapi, psikologların ve diğer ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların danışanlarıyla internet, telefon, e-posta ya da mesajlaşma platformları üzerinden iletişim kurarak terapi seanslarını planlamalarını ve yine internet sayesinde görüntülü görüşmeler yoluyla terapi seanslarını yürütmelerini sağlıyor. Teknolojinin sunduğu olanaklar sayesinde psikolog ve danışanlar yüz yüze görüşmek zorunda kalmadan online psikoterapi ile bir araya gelebiliyor. Bu dijital ortamda gerçekleşen terapi seansları, danışanların kendi evlerinin rahatlığında profesyonel destek almasına imkan tanıyor. Bu yöntem hem danışanlara esneklik sağlıyor hem de psikologlara geniş bir kitleye ulaşma imkânı sunuyor. Peki, online terapinin avantajları nelerdir ve neden bu kadar yaygınlaştı?   Online Terapinin Avantajları  İstediğiniz konumdan terapistinize erişebilirsiniz.    Online terapi, nerede olursanız olun istediğiniz uzmanla çalışma saatleri içinde görüntülü olarak seans yapma imkânı sunar. Bu sayede, online psikolojik danışmanlık ile coğrafi kısıtlamalar ortadan kalkar ve ihtiyacınız olan psikolojik desteği ister evde ister iş yerinde, bulunduğunuz her yerden alabilirsiniz. Ayrıca esnek randevu saatleri sayesinde yoğun programınıza uygun bir şekilde terapi seanslarınızı planlayabilirsiniz.   Zaman ayırmanız daha kolay ve rahat olur.   Özellikle yoğun tempoda çalışanlar ve işten vakit bulamıyorum diyenler için büyük bir rahatlık sunmaktadır. Hem yolda zaman kaybetmeden hem de kendi konforlu ortamlarınızda terapi seanslarına katılarak psikolojik destek alma imkânını bulabilirsiniz. Böylece sevdiğiniz ve güvendiğiniz ortamda terapi almak sizi daha iyi hissettirebilir.  İhtiyaçlarınıza en uygun terapisti seçme imkanı sunar.   Çeşitli uzmanlık alanlarına sahip birçok terapist arasından tercih yapma olanağı sağlar. Böylece ihtiyaçlarınıza en uygun terapisti bularak kendinize en iyi şekilde destek olabilecek bir uzmana ulaşabilirsiniz.  Acil durumlarda hemen destek alabilirsiniz.  Acil ve zor durumlarınızda, terapistinizle iletişime geçerek hızlıca bir randevu ayarlayabilir ve online terapi hizmetinden yararlanabilirsiniz. Bu sayede, kriz anlarında profesyonel destek alarak kendinizi daha iyi hissetme imkânına sahip olursunuz.    Kimler Online Terapi Alabilir?   Online terapi, dileyen herkesin erişebileceği bir destek yöntemi olarak öne çıkmaktadır; ancak belirli koşullar altında tercih edilme oranı daha da artış göstermektedir. Özellikle yüz yüze terapiye erişimi zorlaştıran çeşitli sebepleri olan bireyler için oldukça etkili bir alternatif sunmaktadır. Fiziksel engelleriniz veya sağlık sorunlarınız nedeniyle evden çıkmakta güçlük çekiyorsanız, sosyal kaygıya sahipseniz veya terapi seansları sırasında tanıdıklarla karşılaşma endişesi taşıyorsanız online terapi, erişilebilirliği önemli ölçüde artırmaktadır. Aynı zamanda bakmakla yükümlü olduğunuz yaşlı bireyler veya bebeğiniz varsa ya da herhangi bir sebepten evde kalmanızı gerektiren durumlar nedeniyle terapi seanslarına katılmakta zorluk yaşayabilirsiniz. Bu nedenle, online terapi evdeki sorumluluklarınızı aksatmadan psikolojik destek almanıza olanak tanır. Bu sayede hem yaşlı bireylerin hem de bebeğinizin ihtiyaçlarını karşılamanıza yardımcı olurken, kendi duygusal ve zihinsel sağlığınızı da ön planda tutmanıza imkân sağlar.  Online Terapi Güvenilir mi?  Online terapilerin güvenliği, yüz yüze terapilerde olduğu gibi bazı önemli faktörlere bağlıdır:  Seansın gerçekleştirileceği platformun güvenli ve şifreli görüşmeler sağlaması oldukça kritik bir faktördür. Bu, kişisel bilgilerinizin ve terapide paylaşılanların korunmasını garanti eder. Bu nedenle, seansınızın hangi platform üzerinden yürütüleceğini öğrenmek ve bu platformun güvenlik standartlarını kontrol etmek önemlidir.   Terapistinizi seçerken, lisansının ve yeterliliğinin olduğundan emin olmalısınız. Terapistinizin niteliklerini araştırmak, lisans belgesinin doğrulanabilir olması, profesyonel bir yardım almanızı sağlar. Ayrıca, terapistinizin uzmanlık alanına ve deneyimine dikkat etmek de faydalıdır.  Kendi bulunduğunuz ortamın güvenliğinden de emin olmalısınız. Terapi seansı sırasında başkaları tarafından duyulmayacağınız bir yerde olmak, kendinizi rahatça ifade etmenizi sağlar. Bu, terapideki deneyiminizi daha etkili hale getirebilir.  Online Terapi İşe Yarıyor mu?   Online terapilerin etkinliği, bireyden bireye değişkenlik gösterebilir. Ancak çeşitli araştırmalar, online terapinin yüz yüze terapi kadar faydalı olabileceğine dair güçlü bulgular sunmaktadır. Bu çalışmalar, online terapinin anksiyete, depresyon, stres yönetimi ve diğer ruhsal sağlık sorunları üzerinde olumlu etkiler yarattığını göstermektedir. Bununla birlikte, her bireyin terapiye yaklaşımı farklılık gösterir. Bazı kişiler yüz yüze etkileşimde kendilerini daha güvende hissederken, diğerleri çevrimiçi ortamda düşüncelerini ve duygularını daha rahat ifade edebilmektedir. Bu nedenle, online terapinin etkinliği, bireylerin geçmiş deneyimlerine ve tercih ettikleri iletişim tarzına bağlı olarak değişir. Dolayısıyla, online terapi birçok kişi için başarılı bir çözüm sunabilir ancak en iyi sonuçları elde etmek için bireylerin kendi ihtiyaç ve beklentilerini göz önünde bulundurmaları büyük önem taşır.   Sonuç olarak online terapi, gelişen teknoloji ile ruh sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaştıran etkili bir yöntemdir. Online psikolojik destek arayanlar için çeşitli avantajlar sunan bu yöntem, farklı ihtiyaçlara uygun terapi seçenekleri sağlar. Eğer online terapinin sizin için uygun olup olmadığından emin değilseniz, çalışmak istediğiniz terapistle iletişime geçerek ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi paylaşabilirsiniz.  Doğru koşullar sağlandığında bu süreç, zihinsel sağlığınızı ve duygusal refahınızı desteklemek için önemli bir adım atmanıza yardımcı olabilir. Kendinize yapacağınız bu yatırım, yaşam kalitenizi artırmak için kıymetli bir fırsat sunar. Bu fırsatı yaratırken  İzmir Karşıyaka Altuğ Psikoloji olarak, alanında uzman psikologlarımızla birlikte size en uygun online danışmanlık hizmetini sunuyoruz. Uzman kadromuz, (İzmir Karşıyaka Alaybey Psikolog) ihtiyaçlarınıza özel olarak kişiselleştirilmiş destek sağlayarak ruh sağlığınızı güçlendirmeyi ve daha sağlıklı bir yaşam sürmenize katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. İzmir Karşıyaka Alaybey'de bulunan danışmanlık merkezimizi arayarak veya web sitemizden randevu oluşturarak online ücretsiz ön görüşme, online terapi ve İzmir Psikolog yüz yüze görüşme imkanı ile psikolojik danışmanlık hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.                                                                                                     Dokuz Eylül Üniversitesi   Psikoloji Öğrencisi                                                                                                                                  Ceren Göle

  • Online Terapi Nedir?

    Online Terapi ve Yüz Yüze Terapinin Farkı Online terapi, yüz yüze uygulanan terapinin elektronik ortamda görüntülü görüşme uygulamaları aracılığıyla uygulanmasıdır. Psikoterapist, tıpkı yüz yüze terapilerde olduğu gibi görüntülü görüşme sırasında faydalanmakta olduğu terapi ekollerini uygular. İlk görüşme danışanı daha yakından tanımak, terapi sürecinin yapılandırılması ve terapide dikkat edilmesi gereken kuralların aktarılması üzerine kurulur. İlerleyen seanslarda terapistin uyguladığı terapi yaklaşımına göre terapi süreci devam eder. Online Terapinin Avantajları Günümüzün yoğun tempo ve stres dolu dünyasında kendinize ve duygusal sağlığınıza zaman ayırmak her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Ancak iş, aile ve diğer oluşumlarla dolu bir yaşam tarzı, yüz yüze terapiye katılma imkanını zorlaştırabilir. Neyse ki teknolojinin gelişimi sayesinde bu konuda yeni bir çözüm yolu sunulmuştur: Online terapi . Öncelikle online terapiye pek çok mekânda ve her zaman erişim mümkündür, sanırım bu da onun çekici olmasının en başında gelmektedir. Online terapi size herhangi bir coğrafi sınırlama olmaksızın terapistinizle iletişim kurma olanağı sunar. İster evinizde rahat bir koltukta ister ofisinizde kahve molası sırasında ister tatildeyken, online terapi oturumlarına kolayca katılabilirsiniz. Bu durum da terapinin günlük yaşamınıza mükemmel bir şekilde entegre edilmesini sağlar. Online terapi, kendinizi rahat hissettiğiniz bir yerde oturmanıza ve terapinin tadını çıkarmanıza olanak tanır. Geleneksel terapideki bekleme odası endişelerini unutun! Online terapinin anonim bir ortamı vardır, böylece duygusal konularınızı daha açıkça ifade edebilirsiniz. Ayrıca alışkın olduğunuz ve sevdiğiniz bir terapi ortamında bulunmak size daha rahat ve huzurlu hissettirebilir. Online terapi, dünya genelinden farklı uzmanlık alanlarından terapistlere erişim sağlar. Kendinize en uygun uzmanı seçme özgürlüğünü elinizde tutarsınız. İhtiyacınıza uygun bir terapistle çalışarak duygusal sağlığınıza odaklanabilirsiniz. Online terapi, geleneksel terapiye göre daha hızlı ve verimli bir başlangıç sunmaktadır. Randevu almak ve fiziksel bir ofise gitmenin zorunlu olmaması nedeniyle bekleme süresi yok denecek kadar kısadır. Terapistinizle önceden anlaştığınız saat doğrultusunda başlayabilir veya bazı acil durumlarda acil destek alabilirsiniz. Böylece ihtiyaç duyduğunuz anda sıkıntılarınıza kolayca hızlıca profesyonel yardım alabilirsiniz. Ayrıca seyahat etme ve trafikle başa çıkma gibi zaman kaynaklarınızı da koruyarak duygusal destek sağlama sürecinizi daha verimli hale getirebilirsiniz. Evden çıkıp çeşitli araçlar kullanıp danışmanlık merkezine gidip bir de orada seans bekleme sürecinde kaybolan zamanınız size kalır. Esnek program seçenekleri sayesinde, iş yoğunluğu veya diğer taahhütlerle dolu bir yaşam tarzınız olsa bile online terapi oturumlarına kolayca katılabilirsiniz, bu da size en uygun zamanda yardım alabilmenizi sağlar. Online terapi, genellikle geleneksel terapilere göre daha ekonomik bir seçenek olabilmektedir. Seyahat etme ve bekleme sürelerinden tasarruf edersiniz. Bu da hem zaman hem de maddi açıdan daha verimli bir seçenek sunar. Online Terapi Örnekleri Günde birkaç saat ofiste çalışan bir kişi için, online terapi mola sırasında veya akşam saatlerinde kolayca düzenlenebilir. Bu durum da iş yaşamı ve duygusal sağlık arasındaki dengeyi sağlamak için mükemmel bir seçenektir. Evde çalışan bir ebeveyn için online terapi, çocukları uyuduktan sonra sessiz bir ortamda gerçekleştirilebilir. Böylece günlük yaşamın koşturmacasından kaçmak ve kendi ihtiyaçlarına odaklanmak mümkün olur. Seyahat etmek veya trafikle başa çıkmak zorunda kalmadan online terapi oturumlarına katılmak hem zaman hem de enerji tasarrufu sağlar. Online Psikolog ile Hemen Profesyonel Destek Alabilirsiniz Online terapi, herkes için erişilebilir ve etkili bir psikolojik destek seçeneğidir. Bu da onu geleneksel terapi yöntemlerinden ayıran önemli özelliklerden biridir. Elbette bazı durumlarda geleneksel yüz yüze terapi modelini uygulamak verimliliği artırabilmektedir ancak bazı durumlarda ise tam tersine online terapi daha verimli olabilmektedir. Bunu belirleyen nokta ise danışanın problemi, iş veya ev hayatı, mizacı, bakış açısı, konumu gibi çok çeşitli etkenlerdir. Hangisinin sizin için daha uygun olduğunu öğrenmek için öncelikle danışmanlık almak istediğiniz terapist ile iletişime geçmenizi öneririm. Son olarak dijital dönüşümün bir parçası olarak online terapi, ruhsal sağlığınıza odaklanmanıza yardımcı olabilmekte ve yaşamınızın kontrolünü elinize almanızı sağlayabilmektedir. Kendinize ve ruh sağlığınıza zaman ayırmanın önemini anlayan bir nesil olarak danışmanlarımıza başvurarak online terapiyi bir düşünün. Şimdi terapiye başlamak ve kendinizi daha iyi hissetmek için bir adım atmak tamamen sizin elinizde! Sağlıkla Kalın.

  • Sosyal Medyanın Psikolojik Sağlığa Etkileri Nelerdir, Aşırı Kullanımında Neler Olur, Olumsuz Etkilerinden Kaçınmak İçin Neler Yapmalıyız?

    Kimimizin kaçış yeri olan kimimizin yalnızca bilgilenmek amacıyla kullandığı kimimizin eğlence açlığını kapattığı kimimizinse sosyalleşmesini sağladığı sosyal medya, hayatımızın çok önemli bir yerinde kalmaya ve gün geçtikçe önemini arttırmaya devam ediyor. Gerek medya çağında olmamız gerek sağladığı kolaylıklar sosyal medya kullanımına olan heves ve ilgiyi arttırma için yeterli olabiliyor. ‘’Sosyal medya olmasaydı keşke’’lerin, ‘’Sosyal medya olmadan yaşayamam’’larla çakıştığı bu medya çağı, psikolojik sağlığımızı da bir o kadar olumlu ve de olumsuz etkilemekte. Bu yazımızda, olumsuz etkilemesini azaltmaya, olumlu etkilerini de bilinçli kullanmaya odaklanacağız. Hazırsanız, bu masum görüntüsüyle bizi zehirleyebilen ‘sosyal medya’nın etkilerine bakalım.   Sosyal Medyanın Olumsuz 5 Etkisi 1.     Sosyal Karşılaştırma ve Yetersizlik Hissi : Sosyal medya kişinin ‘paylaştığı’ kadar kendini var ettiği bir alandır. Yani mutsuz olduğunda mutlu bir profil çizmek de mümkündür, insanların tanımasını istediği gibi anlatmak da… Haliyle mutlu lanse edilmiş bir hayatı mutsuz olduğumuz bir süreçte izlemek kendimizi karşılaştırmamıza sebebiyet verebilir. Bu durum sosyal medya kullanımının ardından oluşan en kritik etkidir aslında çünkü bu durumla baş etmek kişiyi yıpratabilir, bu yıpranmışlığı fark etmesi kolay olmayabilir ve normalleştirebilir. Ardından bunun normal olduğuna inanmak kişinin olumsuz bakış açısını daha çok ortaya çıkaracağından yetersizlik hissini yok etmek için kendini olmadığı biri gibi gösterme ve kanıtlama çabasına girebilir. Kişinin kendinden uzaklaşması da istemediğimiz bir durumdur. 2.     Bağımlılık ve Zaman Yönetimi: Sosyal medya platformları üstüne düşünülmüş algoritmalardan oluştuğu için kişinin o anda, orada kalmasını sağlayacak düzenlemelerle kişiyi bağımlı hale getirebilir. ‘’Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığınız’’ kısım tam da burasıdır aslında. Bağımlı olmaya iten algoritmalar zaman yönetimi ve otokontrol konusunda iyi olmayan kişileri tuzağa düşürebilir. Yapacağınız onca iş varken telefonda vakit geçirmek en keyifli ve en kolayıdır çünkü. :)   3.     Bilgi Kirlilikleri:  Bir konu hakkında düşüncesini ifade etmek isteyen herkesin erişiminde olduğu için bilgi kirliliklerini ortaya çıkarabilir. Sosyal medya kullanıcıları doğru bilgiden ziyade hızlı bilgiye alıştıkları için doğruluğunu araştırmayıp var olana inanma eğiliminde olabilir. Bu da bilgi kirliliklerinin artmasına yol açmaya devam eden etkenlerden birisidir. Hızlı bilgi evet güzeldir fakat bizi doğru bilgi kurtaracak! Değil mi? 4.     Sağlık ve Uyku Sorunları : Sosyal medya kullanımının fazla zaman alması ve bağımlılığa itmesi, çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getirebilir. Kötü haberlere maruz kalan kişi kendini kaygılı ya da depresif bir hisle bulabilir. Kaygı, stresi ve olumsuz hisleri doğuracağından uyku kalitemize ve ruh halimize kadar birçok durumu etkileyebilir. 5.     Benlik Saygısı ve Zorbalıklar : Genellikle sosyal medyayı aktif olarak kullanıp daha çok paylaşım yapanlarda gördüğümüz bir durumdur. Kişi medyada aldığı beğeni ve ilgiden dolayı gerçek hayatta da bunu görmeyi isteyebilir. Sosyal beğenilirlik ihtiyacı kişinin kendi yaşamını daha çok eleştirmesine ve yargılamasına yol açabilir. Bu da benlik saygısını zedeler. Medyada görünür olan kişilerin maruz kaldığı zorbalıklar da benlik saygısı üzerindeki yıpratıcı eleştirilere dönüşebilir. Kişi zorba düşüncelerle kendini yargılayabilir ve yapılan saldırı/alay davranışlara karşı savunmasız kalabilirler.   Sosyal meydanın aşırı kullanımı da olumsuz tüm etkilere evrilmesine neden olabilir. Medyanın aşırı kullanımı psikologlar tarafından asla önerilmeyen bir durumdur çünkü medyanın getirdiği bağımlılıklar, sağlık ve zaman sorunları, olumsuz hisler kişiyi anksiyete ve depresyon gibi süreçlerin yaşanmasına itebilir. Yalnızlık hissiyle sosyal medya kullanımını arttıran kişinin ironik bir şekilde daha da yalnızlık ve yetersizlik hissine maruz kalması sıklıkla gözlemlediğimiz bir durumdur. Haliyle kişi kendiyle ve gerçek hayat algısında mesafeler yaşayabilir.   Hep olumsuzlardan bahsettik, peki sosyal medyanın olumlu etkileri var mı? Sosyal Medyanın Olumlu 3 Etkisi 1.     Akran Destekleri ve Faydalı Topluluklar: Özellikle toplumu ilgilendiren konulardaki dayanışma ortamı, kişiye umut ve fayda aşılayabilir. Aynı krizi yaşayan kişilerin birbirine desteği sosyal yalnızlıkta iyileştirici bir etkiye sebep olacaktır. Bu topluluklar ve destekler yardımlaşma ve sosyal farkındalık oluşmasına katkı sağlar. 2.     Bilgiye Hızlı Erişim:  Bilgiye kolay erişim sunar fakat takip ettiğimiz kaynakların güvenilirliği çok önemli! Böylelikle gündemi daha yakından takip etmek, sosyal medya kullanıcılarına sağladığı bir etkidir. 3.     Sosyalleşme ve Bağlantı Kurma: Kişi gerçek hayatta görünür olmaktan rahatsız olabilir. Genellikle çocuk ve ergenlerin daha sık amaç edindiği bir durumdur sosyal medyada sosyalleşmek. Ebeveynlerin bilinçli gözetimlerinde bu, kişiyi iyi ve anlaşılabilir hissettirebilir. Sosyal medyada sosyalleşen kişi, diğer kullanıcılarla kendi yetkin olduğu konularda kolayca bağlantı kurmasını sağlayabilir. Bu durumun iyiye kullanılmasını ‘akran ve iletişim desteği’ olarak adlandırabiliriz.   Sosyal Medyanın Olumsuz Etkisinden Kaçınmak İçin Neler Yapabiliriz? Sosyal medyanın bilinçli kullanımı  olumsuz etkisine maruz kalmamak adına en etkili yöntemdir. Buna amaca göre kullanım da diyebiliriz aslında. O anki amacımız bir bilgi erişimiyse eğer yalnızca buna odaklanmak bizi zararlı etkilerinden kurtarabilir. Sosyal medya kullanımına günlük zaman sınırları koymak  da kişideki otokontrolü sağlayacağı gibi zaman yönetimine de katkıda bulunacaktır. Aynı zamanda dijital detoks yapmak , bazen bildirimleri kapatmak bile bu işin parçası aslında. Denemekte fayda var! Tüm bunların yanı sıra, gerçek ve sosyal hayat aktivitelerini arttırarak medyanın evhamlı ortamından kurtulabilmemiz de mümkün. Dijital kadrajdan uzaklaşıp gerçek hafızanıza bir şeyler kaydetmek ilaç gibi gelebilir! Bu an’ı unutmayacağım diye pür dikkat çevreyi izleyen gözler, o anı unutmamak için çekilip kaybolan fotoğraflardan daha kıymetli olabiliyor çünkü. Her durumun avantajları olduğu kadar dezavantajları da var gördüğünüz gibi. Dijitalleşen hayat telefonlarımız, sosyal medya hesaplarımız üzerinden yaşanmaya başlıyor istesek de istemesek de. Birini tanımaya çalışmanın ‘’medya’’dan geçtiği bir dönemde yaşadığımız için insan buna adapte olmaya çalışırken elbette zorlanabilir, sosyal medyanın getirdiği kurallara uymak zorunda kaldığı için kendini buradan soyutlamak isteyebilir ya da maruz kalabilir. Bu yüzden günümüz medya çağının olumsuz etkileriyle mücadele etmeye çalışmak da muhtemel. Haliyle sosyal medyanın insanı etkileyen psikolojik tarafları bizler için daha kıymetli. Bu olumsuz ya da anlam veremediğiniz hislerin sebebinin sosyal medya olmasını fark edemiyor olabilmek de medyanın gerçeklikle arasındaki mesafeden diyebiliriz. Sizler de bu etkilerden muzdaripseniz ve bir destek almak istiyorsanız, sizleri İzmir Karşıyaka Alaybey’de  bulunan Altuğ Psikoloji, Psikoloji Danışmanlık Merkezi’ne bekleriz. Burada online terapi  ya da  İzmir’de bir Uzman Psikolog ile görüşmek isterseniz numaramız üzerinden iletişim kurabilir, ücretsiz tanışma görüşmesi  talep edebilirsiniz.   Sağlıcakla ve huzurla kalın. Özel ve değerlisiniz.   Ege Üniversitesi, Psikoloji   Öğrencisi  Sena Nur Avcı

  • Savunma Mekanizmaları: İstenmeyen, Bilinçdışı Duygu ve Düşüncelerle Nasıl Başa Çıkarız?

    Günlük hayatımızda, çoğumuz utanç, vicdan azabı gibi kabul etmekte zorlandığımız duygularla karşılaşırız. Her ne kadar zorlansak da bu duygu ve durumlar yaşamımızın bir parçasıdır. Çoğu zaman bilinçli olarak değil otomatik olarak bu duygularla başa çıkabilmek için savunma mekanizmalarını kullanırız. Örneğin kalabalık bir topluluk içerisinde yere düştüğümüzde hiç kimsenin bizi görmediğine kendimizi inandırabilir ve utanç duygumuzu hafifletebiliriz. Savunma mekanizmalarının etkin bir şekilde kullanılması o anki duygu durumumuz açısından iyi gibi gözükse de aşırı kullanımı uzun vadede olumsuz etkisini gösterebilir. Bu yazıda, sizler için savunma mekanizmalarını derinlemesine inceleyeceğiz. Keyifli okumalar dileriz! Savunma Mekanizması Nedir? Savunma mekanizması, bireyin bilinçaltından gelen rahatsız edici duygu ve düşünceleri bilinçsizce uyguladığı baş etme yöntemidir. Kişinin bu istenmeyen duygularla başa çıkabilmek için kullandığı stratejilere ise 'savunma mekanizmaları' denir. Bu kavram ilk olarak Sigmund Freud tarafından ortaya atılmış ve kızı Anna Freud da çalışmalarının devamını getirmiştir. Savunma Mekanizmaları Nelerdir? Bastırma: Bireyin kabul etmekte zorlandığı duygu ve düşünceleri bastırmasıdır. Freud'a göre en yaygın ve önemli mekanizmadır. Başa çıkamadığımız, kabullenmekte zorlandığımız durumu bilincimizden uzaklaştırır ve hiç yaşanmamış gibi unutabiliriz. Çoğunlukla travma olarak adlandırabileceğimiz durumlarda yaşarız. İnkar: Kabul edilmesi zor gerçekleri reddetme durumudur. Bu mekanizma sık kullanıldığında gerçeklik algısıyla bağlantıyı koparabilir. Okulda cezaya kalan bir öğrencinin "Bunun yanlış olduğunu bilmiyordum." gibi ifadelerle kendini savunmaya geçmesi bu duruma örnek gösterilebilir. Yer Değiştirme: Kişinin duygularını daha az tehdit edici nesneye ya da kişiye yöneltmesi durumudur. Örneğin iş yerinde patronu tarafından haksızlığa uğradığını düşünen bir adam iş ortamında bu öfkesini yansıtması uygun değil ise ev ortamında ailesine karşı ya da arkadaş ortamından birine karşı yansıtabilir. Yansıtma: Bilinçaltında yaşadığımız düşünce, duygu ve dürtüleri başkasına yüklediğimiz mekanizmadır. Örneğin öfkeli ve anlayışsız davranışlar sergileyen kişi o an iş arkadaşının kendisine karşı anlayışsız ve sinirli davrandığını düşünebilir. Karşıt Tepki Geliştirme: Bilinçaltımızda oluşan tehdit edici duygu, düşünce ve dürtülerden kaçmak için arzu ettiğimizin tersi davranışları abartılı olarak gösterme eğilimidir. Kişi arkadaşının başarısını içten içe kıskanıyorken tersine oldukça destekleyici davranabilmektedir. Mantığa Bürüme: Bireyin yanlış, kabul edilemeyen duygu, düşünce ve dürtüyü akla yatması için bir takım bahanelerle haklı çıkarmaya çalışmadır. Sınavından düşük puan alan öğrencinin sınavın çok zor olduğunu ve çok yorgun olduğu için yeteri kadar çalışamadığını söylemesi örnek gösterilebilir. Gerileme: İstenmeyen duygu, düşüncelere karşı bireyin eski gelişim dönemlerine geri dönme eğilimidir. Eski yıllarına ait gelişim dönemlerine giden birey o döneme ait olgun olmayan davranış örüntüsünü gerçekleştirebilir. Örneğin, birey istemediği durumla karşılaştığında karşısındaki kişiye uzun süre inatçı ve anlayışsız davranışlar sergileyebilmektedir. Yüceltme: İşlevselliği en fazla olan ve bireyin verimliliğini arttıran savunma mekanizmasıdır. Bireyin kabul edilemeyen duygu ve düşüncelerini daha yararlı ve sosyal olarak kabul edilebilir eylemlere dönüştürmesidir. Örneğin kişi yoğun ve stresli bir dönemden geçiyorsa bu duygusunu yoğun bir koşu antrenmanı gerçekleştirerek hafifletebilir. Savunma Mekanizmaları Günlük Hayatımızı Nasıl Etkiler? Savunma mekanizmalarını günlük hayatımızda hepimiz kullanırız. O anki duygu durumumuzu rahatlatan, anlık motivasyon artışımızı sağlayan bu mekanizmalar kullanım sıklığına ve kullanılan mekanizmaya göre bizim için işlevselliğini kaybetmekte ve zararlı olabilmektedir. Bireyin mekanizmaları fazla kullanımı sorunun kökenini görmesini engelleyebilir, böylelikle gerçeklikten uzaklaşmasına yol açabilmektedir. Ayrıca kişinin günlük hayatta sosyal ilişkilerini de olumsuz etkileyebilir. Örneğin kişinin patronuna karşı duyduğu öfkeyi yer değiştirme mekanizmasıyla aile ortamına yansıtması aile içi ilişkilerini zedeleyebilmektedir. Farkında olmadan uyguladığımız bu mekanizmaların olumsuz etkilerini çoğu zaman kendimiz çözemeyiz. Bu sebeple, alanında profesyonel uzmanlardan destek almak faydalı olabilir. Kliniğimiz Altuğ Psikoloji ve Danışmanlık Merkezi'nde uzmanlarımızla görüşüp bu konuda farkındalığınızı arttırabilirsiniz. Daha fazla bilgi almak için internet sitemizdeki iletişim numarasını ziyaret etmeyi unutmayın! Psikoloji Öğrencisi Nisa Özaltun Kaynakça Clark A. J., (1991). The identification and madification of defense mechanisms in counseling. Journal of Counseling and Development, 69, 231-236.

  • Tükenmişlik Sendromu Nedir, Belirtileri ve Evreleri Nelerdir, Neler Yapmalıyız?

    Gündelik cümlesi ‘’tükenmiş, çaresiz hissediyorum’’ olanlara, satırlarıma hoş geldiniz! ‘’Eski motivasyonumu bulamıyorum’’ deyip tedirgin olanlar, bir şeylerin yoldan çıktığını fark edip adını koyamayanlar… Siz de hoş geldiniz. Gelin biraz içinizdeki bitkinliğin üstüne gidelim. Motivasyon kaybınızın ihtimallerini düşünelim. İçinizdeki karmaşanın sebeplerini anlatalım. Dilerseniz, ‘tükenmiş’ hissettiğiniz anlara eşlik edelim. İnsanlığın doğasında var olan ‘’tükenmişlik sendromu’’, kişinin fiziksel, duygusal ve zihinsel enerjisinin tükenmiş hissedildiği durumu ifade eder. Günümüzdeki yaşam yoğunluğunun artması, iş yükünün ya da sorumluluklarımızın fazlalığı, yoğun strese maruz kaldığımız ortamlar, baskılar, yüksek beklentiler ve geçip giden olumsuz hayat şartları sebebiyle ‘tükenmiş’ hissedebilmemiz oldukça mümkün. 1974 yılından itibaren psikolog H. Freudenberger tarafından adı konulmuş bu sendrom, günümüzde onlarca hatta milyonlarca insanın yaşadığı bir problem olarak kabul ediliyor. Demem o ki, yalnız olmamak da bu işin parçası. Peki bu sendrom nasıl anlaşılır, neden yaşanır, evreleri var mıdır ve ‘’tükenmişlik sendromu’’ dediğimiz durumun olası çözümleri nelerdir? Birlikte detaylıca inceleyelim. ‘’Tükenme’’yi 3 boyutta inceleyebiliriz. Duygusal Tükenme: Kişinin genellikle işi sebebiyle duygusal olarak kendini aşırı yük altında ve tükenmiş hisseder. Bu durum tükenmişliğin en önemli belirleyicisidir çünkü günlük sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanır. Duyarsızlaşma: Kişi çevresine, sorumluluklarına ve kendine karşı duyarsız bir hal alır. İnsanlarla bağ kurmak zor gelebilir. Hissetmek ya da bunları tanımlamak konusunda zorlanabilir. Kişisel Başarı: Kişinin başarılı konumlarında bile kişi kendini yetersiz hissedebilir. Sorunların üstesinden gelmek zorlaşır. Motivasyon kaybı yaşayan bu kişi kendini çaresiz hissedebilir. Tükenmişlik Sendromunun Belirtileri Nelerdir? Psikofizyolojik Belirtiler: Yorgunluk ve bitkinlik hissi, enerji kaybı, uyku bozuklukları, kilo kaybı, kronik soğuk algınlığı ve çeşitli psikosomatik hastalıklar… Psikolojik Belirtiler: Duygusal bitkinlik, çabuk öfkelenme ve sinirlilik hali, huzursuzluk, eleştiriye aşırı duyarlılık, ümitsizlik, tahammül seviyesindeki azalma… Davranışsal Belirtiler: Sık erteleme, hata yapma, işle alakalı gecikme ve gelmeme eğilimi, insan ilişkilerindeki zedeler, asabi tavır… Tükenmişliğin Evreleri Nelerdir? Tükenme durumu her ne kadar 4 evre ile tanımlansa da bu durum sırasıyla evreden evreye geçen değil, sürekli olan bir süreç halindedir: Şevk ve Coşku Evresi: Kişi bu evrede işi ve yaşamı konusunda çok motivedir. Kişi iyimserdir ve kendini üretken, yaratıcı hisseder. Durağanlaşma Evresi: Kişinin motivasyonu azalır, sorumlulukları aksamaya başlar ve verimi düşer. Kendini yorgun hissetmeye başlayabilir. Engellenme Evresi: Kişi için stres daha merkezde rol oynar. Stres yönetimini ve kendi kontrolünü sağlamakta zorlanır. Duygusal iniş çıkışlar yaşaması mümkündür. Umursamazlık Evresi: Bu son aşamadır. Kişi zihinsel, bedensel ve duygusal olarak tükenmiştir. Hissettikleri yerini çaresizliğe ve ümitsizliğe bırakır. Çevresinden ve kendinden kopabilir. Çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Son evreyle birlikte kişinin profesyonel destek almadan toparlaması zaman ve güç alabilir. Bu yüzden kişi uzmanlara başvurmalıdır. Tükenmişlik Sendromunun Olası 3 Çözüm Yolları Nelerdir? Psikoterapi: Bu durumu fark eden kişi bu sürecin sağlıklı bir sonuca kavuşabilmesi adına uzman desteği alabilir. Çeşitli terapi yöntemleri ile kişi bu konudaki becerilerini geliştirir ve zihinsel, ruhsal sürece katkı sağlar. Kendine Zaman Ayırmak: Kişi sürekli çalışma ortamlarına ve yoğun strese maruz kaldığı için bu sendromu yaşıyor olabilir haliyle kendini ve motivasyonunu hatırlayabilmesi adına iyi hissedeceği uğraşlarına dönmek, molalar vermek süreci iyi yönde destekleyebilir. Sosyal Destek: Çevre desteği özellikle sosyal kişiler adına bir tık ön planda olabilir. Güvendiği insanlarla hislerini paylaşması, anlaşılabildiğinde anlam bulacaktır ve bu sosyal destek kişinin yalnız olmadığını ya da aşılabilir olduğunu anlamasına yardımcı olabilir. Elbette daha birçok olası çözüm yolları bulabiliriz ve bu ya kişinin kendisini ya da çevresini kapsar bu yüzden 3 başlıkta inceleyebilmek mümkün. Ayrıca her durumda olduğu gibi tükenmişlik sendromunun tedavisi de bireyseldir ve kişinin ihtiyaçlarına göre yöntemler şekillenebilir. Günümüzde bu sendromu yaşayan milyonlarca insan var ne yazık ki. Her ne kadar alışılmış ve klişe bir terim olarak hayatımızda var olmaya devam etse de hafife alınmaması gereken bir durumdur. Kişinin bu süreci destek alarak yönetmesi kendini hatırlamanın en kısa ve en sağlıklı yolu olacaktır. Psikologlar olarak danışanlarımızı yalnızca iyileştirmiyoruz çünkü terapi almak yalnızca iyileşmekten ibaret değildir. Bilinenin aksine, sadece kişiyi dipten çekip çıkmasını beklemiyoruz. Yeri geldiğinde o karanlığa bizler de inip kişinin derinlerden çıkabilmesi için ona eşlik ediyoruz. Başta da anlattığım gibi, ‘’yalnız olmamak’’ bu işin doğası. Siz de bu durumdan dolayı zorlanıyor, online terapi veya İzmir'de bir Uzman Psikolog arıyorsanız sizleri İzmir Karşıyaka Alaybey'de bulunan Altuğ Psikoloji, Psikoloji ve Danışmanlık Merkezi'ne bekliyoruz. Burada uzmanlarımızla tanışabilir veya iletişim numaramız üzerinden terapiye başlamak için ücretsiz tanışma görüşmesi talep edebilirsiniz. Sağlıcakla ve huzurla kalın. Özel ve değerlisiniz. Psikoloji Bölümü Öğrencisi Sena Nur Avcı KAYNAKÇA: Nazmiye KAÇMAZ, İstanbul Tıp Fakültesi Dergisi, İstanbul, 2005.

  • Üşengeçlikten Kurtulmanın Yolları: Neden Üşeniriz ve Nasıl Aşabiliriz? 

    Üşengeçlik, hepimizin hayatının bir noktasında karşılaştığı bir durumdur. Yapmanız gereken bir işi ertelediğiniz oldu mu? Peki bunun nedenlerini daha önce düşündünüz mü? Yapmamız gereken işlerin bizi beklemesine rağmen bir türlü harekete geçememek bazen derin bir yorgunluktan bazen de motivasyon eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Ancak üşengeçliği aşmak mümkündür.   Üşengeçlik Nedir ve Neden Üşeniriz?   Üşengeçlik, bir işi yapmayı sürekli erteleme, başlamada zorluk yaşama ve gerektiği halde harekete geçememe durumudur. Bu durumu tetikleyen birkaç temel sebep şunlar olabilir:   •Belirsizlik: Görevlerin net olmaması, nereden başlayacağınızı bilememek. •İçsel Motivasyon Eksikliği: Yapmanız gereken iş size anlamlı ya da cazip gelmiyorsa, harekete geçmek zorlaşır. •Büyük ve Zorlayıcı Hedefler: Hedeflerin çok büyük veya zorlayıcı olması, göz korkutucu olabilir ve sizi ertelemeye itebilir. •Stres ve Yorgunluk: Fiziksel ya da zihinsel yorgunluk, motivasyonu düşürür ve işleri erteleme eğilimini artırır.   Peki, bu üşengeçlik döngüsünden nasıl kurtulabiliriz?   Üşengeçliği Aşmak İçin 7 Etkili Yöntem   1. Üşengeçliği Tanıma: Hangi Anlarda Üşendiğinizi Belirleyin   İlk adım, üşendiğiniz durumları fark etmektir. Üşengeçliği hissettiğiniz anları ve hangi durumların bu duyguyu tetiklediğini belirlemek önemlidir. Kendinize şu soruları sorarak başlayabilirsiniz:                  •Hangi görevlerde üşengeçlik hissediyorum?                •Bu görevlerin ortak özellikleri neler?   Alıştırma: Bir hafta boyunca üşendiğiniz her anı bir deftere not alın. Bu anların ortak noktalarını belirleyin. Görevler çok mu büyük? Hedefler net değil mi? Bu gözlemler, sizi harekete geçiren ya da durduran şeyleri fark etmenizi sağlayacaktır.   2. Küçük Adımlarla Başlayın   Bir işi yapmak gözünüzde büyüdükçe, başlamak daha da zorlaşır. Oysa küçük ve somut adımlar atmak, sizi harekete geçmeye teşvik eder. Büyük görevleri küçük adımlara bölmek, üşengeçliği aşmak için etkili bir yöntemdir.   Alıştırma: ''5 Dakika Kuralı''nı deneyin. Yapmanız gereken bir işi gözünüzde büyütmek yerine, sadece 5 dakika boyunca üzerinde çalışmaya başlayın. Genellikle başlangıç, en zor adımdır. 5 dakikalık çalışma süresi, motivasyonunuzu artırabilir.   3. İçsel Motivasyonunuzu Bulun   Bir işi yaparken kendinizi motive edecek içsel sebepleri bulun. O işi neden yapmak istediğinizi keşfetmek, harekete geçmenize yardımcı olabilir. Dışsal motivasyonlar genellikle kısa ömürlüdür ancak bir işin sizin için anlamı varsa o işi yapmak daha kolay olacaktır.   Alıştırma: Yaptığınız her iş için kendinize şu soruyu sorun: ''Bu iş benim için neden önemli? Bu işi başarmak bana ne kazandıracak?'' Bu sorular, görevlerinize daha anlamlı bir perspektiften bakmanıza yardımcı olacaktır.   4. Zaman Yönetimi: Günlük Hedefler Belirleyin   Üşengeçlik genellikle kötü zaman yönetiminden kaynaklanır. Her gün kendinize birkaç öncelikli görev belirleyin. Bu, günü planlı geçirmenizi ve görevlerinizi yönetmenizi kolaylaştıracaktır.   Alıştırma: Her sabah yapılacaklar listenizi hazırlayın. Gün içinde bitirebileceğiniz en önemli üç görevi seçin ve sadece onlara odaklanın. Bu görevleri tamamladıkça ilerlediğinizi hissetmek, motivasyonunuzu artıracaktır.   5. Üşengeçlikten Kurtulmak: Küçük Ödüllerle Kendinizi Motive Edin   Erteleme, üşengeçliğin önemli bir parçasıdır. Bir işi erteledikçe, ona başlamak daha zor hale gelir. Ancak küçük ödüller koyarak kendinizi motive edebilirsiniz. Yapacağınız iş bittiğinde, kendinize küçük bir ödül vermek, sizi harekete geçmeye teşvik eder.   Alıştırma: Kendinize her tamamladığınız görev için bir ödül belirleyin. Örneğin, kısa bir kahve molası veya sevdiğiniz bir dizinin bir bölümüyle kendinizi ödüllendirin. Bu, beyninizde pozitif pekiştirme yaratacaktır.   6. Zihniyet Değişikliği: Olumsuz Düşünceleri Yeniden Yapılandırın   Üşengeçlik genellikle ''yapamam'' veya ''başlamam çok zor'' gibi olumsuz düşüncelerden kaynaklanır. Bu düşünceleri fark etmek ve yerine olumlu düşünceler koymak, davranışınızı değiştirebilir.   Alıştırma: Üşengeçlik hissettiğinizde kendinize şunu sorun: ''Bu iş gerçekten zor mu, yoksa sadece gözümde mi büyütüyorum?'' Bu soruyu sormak, olumsuz düşüncelerinizi sorgulamanıza ve onların üstesinden gelmenize yardımcı olacaktır.   7. Fiziksel ve Zihinsel Dinlenmeye Zaman Ayırın   Üşengeçlik bazen vücudunuzun ve zihninizin dinlenmeye ihtiyacı olduğunun bir işareti olabilir. İyi bir uyku düzeni, fiziksel hareket ve kısa molalar, motivasyonunuzu artırabilir.   Alıştırma: Her gün kendinize fiziksel ve zihinsel dinlenme için belirli zaman dilimleri ayırın. İş sırasında küçük molalar vermek, zihninizin tazelenmesine ve işlere daha verimli dönmenize yardımcı olabilir.   Öneri: Üşengeçliği aşmak için sevdiğiniz bir aktiviteyi daha motive edici hale getirebilirsiniz. Örneğin, kitap okumayı seviyorsanız ama sürekli üşengeçlik yüzünden ertelediğinizi fark ediyorsanız, kendinize her gün sadece 5 dakika okuma hedefi koyun. Bu küçük zaman dilimi, gözünüzde büyüyen işi kolaylaştırır ve zamanla kendinizi daha fazla okumaya teşvik edersiniz. Kitabı yanınızda taşımak ya da okuma alanınızı daha rahat hale getirmek de bu süreci destekleyebilir. Önemli olan, başlangıçta küçük adımlar atarak aktivitenin keyfini yeniden keşfetmektir.   Siz de üşengeçlikten yakınıyor ancak buna çözüm bulamıyorsanız İzmir Karşıyaka Alaybey’ deki psikolojik danışmanlık merkezimize uğramanızı veya online ücretsiz ön görüşme alarak değerli uzman kadromuzla tanışmanızı bekliyoruz.   Sağlıkla kalın.

  • Zor Zamanlarda Birlikte Olmak: Çiftlerin Kriz Dönemlerinde Güçlenmesi

    Her çift, ilişkilerinde zor dönemlerden geçebilir. Krizler ve iniş çıkışlar, ilişkilerin doğasında vardır. Bazen doğrudan anlaşmazlıklar ortaya çıkarken, bazen de partnerlerden birinin kişisel hayatındaki sorunlar ilişkiye yansıyabilir. Bu sorunlar; finansal krizler, ailevi zorluklar, sağlık problemleri, inanç ve değer çatışmaları ya da kariyer planlamasında fikir ayrılıkları gibi çeşitli sebeplerden kaynaklanabilir. Bu tür krizler, ilişkinin ayrılık veya boşanma ile sonuçlanmasına neden olabileceği gibi, çiftlerin birbirine daha da yakınlaşmasını ve ilişkilerini daha sağlam temeller üzerine kurmalarını da sağlayabilir. Buradaki kilit nokta, bu sürecin çiftler tarafından nasıl yönetildiğidir. Bu yazımızda, farklı krizlerle nasıl başa çıkabileceğinizi en temelde ele alarak, bu süreçleri daha sağlıklı bir şekilde nasıl yönetebileceğinizi anlatacağız.  Açık İletişim Kurmak      Kriz dönemlerinde ortaya çıkan iletişim eksikliği, partnerler arasında duygusal mesafelere, yanlış anlaşılmalara ve hatta yeni sorunların doğmasına yol açabilir. Stres altındayken sağlıklı ve sakin bir iletişim kurmak zor olsa da bilinçli ve özenli davranmak bu süreci daha iyi yönetmenizi sağlar.  Duygularınızı Açıkça İfade Edin : Sorun ne olursa olsun, partnerle açıkça konuşmak ve duyguları paylaşmak, çözüm sürecini hızlandırır ve ilişkinin güçlenmesine katkı sağlar. Duygularınızı ifade etmek, partnerinizin durumunu anlamasına ve empati kurmasına yardımcı olur.  Etkin Dinleme : İletişim, yalnızca ifade etmekle değil, aynı zamanda dinlemekle de ilgilidir. Partnerinizin söylediklerini dikkate alarak, duygularını ve düşüncelerini anladığınızı gösterin. Bu, karşılıklı güveni artırır.  Birlikte Hareket Etmek     Partnerler, birbirlerinin hayatında en yakın destek noktasıdır. Kriz anında ortak hareket etmek, sorunların çözümüne katkıda bulunmakla kalmaz, aynı zamanda karşılıklı güveni de güçlendirir.  Ortak Hedefler Belirleyin : Kriz durumlarında ortak hedefler koymak, iki tarafın da aynı yolda ilerlemesine yardımcı olur. Bu hedefler, durumu nasıl düzelteceğinize dair somut adımlar içermelidir.  Destekleyici Olun : Partnerinize karşı nazik ve destekleyici olun. Birlikte atılan her adım, partnerler arasında derin bir bağ oluşturur ve gelecekteki zorluklara karşı dayanıklılığı artırır.  Ders Çıkartmak     İlişkide ya da bireysel hayatta yaşanan krizler, aslında ilişkiler için bir fırsata dönüştürülebilir. Bu süreçler, ilişkileri yeniden yapılandırmak ve geçmişteki hatalardan ders çıkarmak için önemli bir dönemeçtir.  Öz Eleştiri Yapın : Krizlerin ardından durumu değerlendirmek ve her iki tarafın da katkısını gözden geçirmek, ileride benzer durumların önlenmesine yardımcı olabilir. Her iki tarafın da hatalarını kabul etmesi, ilişkinin daha sağlıklı bir şekilde ilerlemesine katkı sağlar.  Gelişim İçin Stratejiler Geliştirin : Kriz dönemlerinde yaşanan olumsuzlukları, gelecekte benzer durumlarla karşılaşmamak adına öğrenme fırsatı olarak değerlendirin. Bu, ilişkinizin gelişmesine katkı sağlar.  Farklı Krizlerle Baş Etme Stratejileri   1) Finansal Krizler     Finansal krizler, birçok çiftin karşılaştığı sorunlardır ve ilişkilerde büyük bir stres kaynağı olabilir. Borçlar, aşırı harcamalar ve düşük gelir gibi durumlar, ilişkide tartışmalara yol açabilir.  Ortak Bütçe Oluşturma : Partnerinizle birlikte bir bütçe oluşturmak, harcamaları kontrol altına almak ve finansal hedefler belirlemek önemlidir. Bu, hem maddi yükü hafifletir hem de iş birliğini güçlendirir.  Şeffaflık : Mali durum hakkında açık ve dürüst olmak, güveni artırır ve birlikte karar alma süreçlerini kolaylaştırır.  2) Sağlık Krizleri     Bir partnerin ciddi bir sağlık sorunu yaşaması, çiftlerin hem fiziksel hem de psikolojik olarak yıpranmasına neden olabilir.  Moral Destek : Moral, hastalıkla baş etmenin önemli bir unsuru haline gelir. Partnerinize sürekli destek olmanız, onun kendisini yalnız hissetmemesini sağlar.  Kaynakları Değerlendirin : Gerekirse profesyonel yardım almak, bu süreçte çok faydalı olabilir. Danışmanlık veya destek grupları, krizi aşmada yardımcı olabilir.  3) Ailevi Krizler     Ailevi krizler, çocukların gelişim sorunları, boşanmalar veya ebeveynlerle anlaşmazlıklar gibi durumları içerebilir.  İş Birliği ve Destek : Partnerlerin krizi birlikte çözmek için ortak bir yaklaşım geliştirmesi gereklidir. Kırıcı davranışlar yerine, yapıcı ve destekleyici bir tutum sergilemek daha etkilidir.  Aile Terapisi : Gerekirse aile terapisi almak, sorunları çözmede ve aile içi iletişimi güçlendirmede yardımcı olabilir.  4) İlişki İçi Krizler     Yanlış anlamalar, kıskançlık, iletişim sorunları ve duygusal mesafe gibi pek çok kriz, ilişkilerde sıkça yaşanır.  Duyguları Paylaşın : Partnerinizle hislerinizi paylaşmak, ilişkinizin sağlığı açısından son derece kritik bir adımdır. İletişimde açıklık sağlamak, sorunların daha kolay çözülmesine yardımcı olur.  Sıkça Bir Araya Gelin : Sorunları konuşmak için zaman ayırmak, ilişkinizin sağlıklı bir şekilde ilerlemesine katkı sağlar.  5) Çevresel Zorluklar     Taşınma, doğal afetler veya pandemi gibi çevresel koşullardaki değişiklikler, çiftlerin bu yeni durumlara uyum sağlamakta zorlanmalarına yol açabilir.  Ortak Aktiviteler : Birlikte geçirilen zamanı artırmak ve ortak aktiviteler yapmak, stres yaratan unsurlara alışmayı kolaylaştırır. Bu süreçte birbirinize destek olmak, uyum sağlamayı artırır.  6) Kariyer Değişiklikleri ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri     İş değişikliği, emeklilik veya uzun süreli iş seyahatleri, ilişkileri etkileyen önemli yaşam değişiklikleridir.  Karşılıklı Saygı : Partnerlerin birbirlerinin kararlarına saygı göstermesi ve destek vermesi önemlidir.  Açık İletişim : Değişikliklerin nasıl etkileyeceğini açık bir şekilde tartışmak, ilişkinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesine katkıda bulunur.  7) İnanç ve Değer Çatışmaları     Çiftlerin inançları, kültürleri, değerleri ve düşünceleri farklı olabilir ve bu farklılıklar zaman zaman çatışmalara yol açabilir.  Saygı ve Hoşgörü : Farklılıklara saygı göstermek, ilişkinin daha sağlıklı ve dengeli bir şekilde ilerlemesine katkı sağlar. Partnerinizi kendi inanç veya değerlerinize uyması için zorlamaktan kaçının.  8) Ebeveynlikte Karşılaşılan Zorluklar     Ebeveyn olmak, çiftler için zorlu bir süreçtir. Doğurganlık sorunları, çocuk kaybı gibi zorluklar yaşanabilir. Ayrıca  iki farklı aile yapısında büyümüş anne ve babanın ebeveynlik stilleri de doğal olarak farklılık gösterecektir. Ancak burada ortak hedef, çocuğun sağlığı ve mutluluğudur.  Sorumluluk Paylaşımı : Çiftlerin, sorumlulukları eşit bir şekilde paylaşması ve yükü tek bir tarafa bırakmaması son derece önemlidir. Bu iş birliği, hem çocukların gelişimi hem de ilişkinin dengesi için kritik bir rol oynar.  Açık İletişim : Ebeveynlik tarzlarını tartışmak ve ortak hedefler belirlemek, süreci kolaylaştıracaktır.     Zor zamanlar, her çift için bir sınav niteliğindedir. Ancak, bu krizlerin üstesinden gelmek, çiftlerin ilişkilerini güçlendirme fırsatı sunabilir. Açık iletişim, ortak hareket etme ve ders çıkarma becerisi bu süreçte çiftleri destekleyecek temel unsurlardır. Her kriz, kendi dinamiklerine ve çözümlerine sahiptir; bu nedenle çiftlerin birlikte hareket etmesi, dayanışma göstermesi ve empati ile yaklaşması son derece önemlidir.  Psikoloji Öğrencisi Ceren Göle

  • Oyun Terapisi Nedir? Oyun Terapisinin Faydaları Nelerdir? - İzmir Pedagog Çocuk Psikoloğu

    İzmir Karşıyaka’daki danışmanlık merkezimizde, çocukların duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarına yönelik sunduğumuz oyun terapisi, özellikle çocukların kendilerini ifade etmekte zorlandıkları zamanlarda devreye giren güçlü bir terapötik yaklaşımdır. Bu yazıda oyun terapisi hakkında merak edilen tüm detayları sizlerle paylaşarak, neden oyun terapisinin çocuğunuz için etkili bir seçenek olduğunu açıklayacağız.   Oyun Terapisi Nedir? Oyun terapisi, çocukların duygusal ve davranışsal sorunlarını anlamaya ve çözmeye yardımcı olan etkili bir terapi yöntemidir. Çocuklar için oyun, doğal bir ifade aracı olarak işlev görür ve terapistler, oyun yoluyla çocukların iç dünyasını keşfeder. Oyun terapisi, çocukların kendilerini rahat ve güvenli bir ortamda ifade etmelerini sağlar. Terapistler, oyunu gözlemleyerek çocuğun duygusal çatışmalarını, kaygılarını ve yaşadığı travmaları anlayabilir.   Oyun Terapisinin Tarihçesi ve Temel Prensipleri Oyun terapisi, 20. yüzyılın başlarında Sigmund Freud’un çocuğa yönelik çalışmalarıyla kök salmış ve daha sonra Virginia Axline gibi uzmanlar tarafından geliştirilen yöntemlerle bugünkü halini almıştır. Axline’ın "Çocuğun Kendini İfade Etmesi" adlı yaklaşımı, çocuğun oyun aracılığıyla kendini keşfetmesine odaklanır. Oyun terapisi, çocuğun iç dünyasını, çatışmalarını ve travmalarını oyun yoluyla dışa vurmasına izin vererek, çocuğun kendini ifade etme özgürlüğü bulduğu bir alan yaratır.   Oyun Terapisinin Faydaları Nelerdir? Oyun terapisi birçok alanda çocuklara fayda sağlar, bunlardan bazıları şu şekildedir: Duygusal İfade: Çocuklar, oyun yoluyla duygularını ifade etmeyi öğrenirler. Özellikle kelimelerle ifade edemedikleri korku, üzüntü veya öfke gibi duygular, oyun sırasında ortaya çıkar. Travma İyileşmesi: Travma yaşamış çocuklar, oyun terapisi sayesinde yaşadıkları zorlukları işlemleyebilir ve iyileşme sürecine girebilirler. Bu terapi türü, travmanın çocuğun günlük yaşamını nasıl etkilediğini anlamamıza yardımcı olur. Sosyal Beceriler: Oyun terapisi, sosyal becerilerin gelişimini destekler. Çocuklar, grup oyunları sırasında başkalarıyla nasıl iletişim kuracaklarını ve paylaşım yapacaklarını öğrenirler. Davranış Problemlerinin Yönetimi: Çocuklar, oyun terapisi sırasında sağlıklı problem çözme ve başa çıkma stratejileri geliştirirler. Özellikle dikkat eksikliği, hiperaktivite ve öfke kontrolü gibi sorunlarda oyun terapisi etkili olabilir. Özgüven Gelişimi: Oyun terapisi, çocukların kendilerine olan güvenini artırır. Oyun sırasında kontrol sahibi olduklarını hissetmeleri, özgüvenlerinin gelişmesine katkı sağlar.   Kimler Oyun Terapisi Almalı? Oyun terapisi, genellikle 3-12 yaş aralığındaki çocuklar için önerilen bir terapi yöntemidir. Ancak bu yaş aralığının dışındaki çocuklar ve ergenler için de uygun tekniklerle uyarlanabilir. Oyun terapisi, çocukların yaşadıkları duygusal ve davranışsal zorluklara çözüm sunmak için oldukça etkili bir yöntemdir. 1. Duygusal veya Davranışsal Sorunlar Yaşayan Çocuklar Bazı çocuklar, içsel çatışmaları veya duygusal dengesizlikleri nedeniyle kendilerini ifade etmekte zorlanır ve bu da çeşitli davranışsal sorunlara yol açabilir. Öfke patlamaları, saldırganlık, aşırı çekingenlik ya da içine kapanma gibi durumlar, çocuğun yaşadığı duygusal çatışmaların birer yansıması olabilir. Oyun terapisi, bu tür sorunlar yaşayan çocuklar için duygusal boşalım sağlar. Çocuk, oyun aracılığıyla bu çatışmaları dışa vurabilir ve terapist tarafından yönlendirildiğinde bu duyguları işleyip çözebilir. 2. Travma veya Kayıp Yaşayan Çocuklar Çocuklar, travmatik olayları anlamakta ve işlemekte zorlanırlar. Ebeveyn kaybı, kaza, doğal afet, istismar gibi travmalar çocuğun zihinsel ve duygusal gelişiminde derin izler bırakabilir. Oyun terapisi, travma yaşayan çocuklar için güvenli bir alan sunar. Terapist, çocuğun travmayı oyun yoluyla ifade etmesine yardımcı olurken, çocuğun travmatik olayları yeniden yapılandırmasını sağlar. Bu süreç, çocuğun travmayla başa çıkma yeteneklerini geliştirir ve travmanın etkilerini hafifletir. 3. Boşanma, Ayrılık veya Aile İçi Gerilimlerle Başa Çıkan Çocuklar Aile içindeki değişiklikler, özellikle boşanma ve ayrılık gibi durumlar çocuklar üzerinde derin etkiler yaratabilir. Bu süreçlerde çocuklar, kendilerini güvensiz, yalnız veya terk edilmiş hissedebilirler. Oyun terapisi, bu tür zorluklarla karşılaşan çocuklar için duygusal güvenlik sunar. Oyun sırasında çocuklar, aile içi gerilimlerle nasıl başa çıktıklarını ifade edebilir ve terapist, bu süreçte çocuğun duygusal sağlığını destekleyebilir. Terapist, aynı zamanda ebeveynlere de rehberlik ederek çocuğun bu geçiş döneminde nasıl desteklenmesi gerektiği konusunda yol gösterir. 4. Sosyal İlişki Kurmakta Zorluk Çeken, İçe Kapanık Çocuklar Bazı çocuklar, sosyal ortamlarda kendilerini rahat hissetmeyebilir veya akranlarıyla iletişim kurmakta zorlanabilirler. Sosyal fobi, sosyal beceri eksikliği ya da özgüven sorunları yaşayan çocuklar için oyun terapisi etkili bir yöntemdir. Oyun terapisi, çocukların sosyal ilişkileri deneme ve öğrenme fırsatı bulduğu bir ortam sağlar. Grup oyunları ve etkileşimli oyunlar aracılığıyla, çocuklar sosyal becerilerini geliştirir, duygularını paylaşmayı öğrenir ve diğer çocuklarla sağlıklı ilişkiler kurmayı deneyimler. 5. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Yaşayan Çocuklar Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocukların okulda ve günlük yaşamda dikkatlerini toplamakta zorluk çekmelerine ve aşırı hareketlilik göstermelerine neden olan bir durumdur. Bu tür çocuklar için oyun terapisi, enerjilerini sağlıklı bir şekilde kullanmalarına ve duygusal dengesizliklerini dengelemelerine yardımcı olur. Oyun sırasında çocuklar, dikkatlerini bir süre boyunca belirli bir göreve odaklamayı öğrenirler ve bu, özellikle yapılandırılmış oyunlarda daha fazla konsantrasyon becerisi kazanmalarını sağlar. Ayrıca, oyun terapisi sayesinde çocuklar kendi duygusal düzenlemelerini geliştirebilirler. 6. Özgüven Eksikliği Olan veya Sürekli Kaygı Duyan Çocuklar Özgüven eksikliği ve kaygı, çocukların hem sosyal hem de akademik hayatlarını etkileyen önemli sorunlar arasında yer alır. Kaygılı çocuklar, sürekli endişe halindedirler ve bu da kendilerini ifade etmelerini veya yeni durumlara uyum sağlamalarını zorlaştırabilir. Oyun terapisi, kaygı yaşayan çocukların korku ve endişelerini oyun aracılığıyla işlemelerine olanak tanır. Çocuklar, oyun sırasında zorluklarla yüzleşmeyi öğrenirler ve bu da özgüvenlerinin gelişmesine katkıda bulunur. Özgüven eksikliği yaşayan çocuklar için terapist, çocuğun oyun sırasında aldığı küçük başarıları öne çıkararak ve onu destekleyerek pozitif bir benlik algısı geliştirmesine yardımcı olur. 7. Zorbalığa Maruz Kalan veya Zorbalık Yapan Çocuklar Hem zorbalığa maruz kalan hem de zorbalık yapan çocuklar, duygusal ve sosyal becerilerini geliştirmek için oyun terapisinden fayda görebilir. Zorbalık mağduru çocuklar, oyun terapisi ile kendilerini daha güvende hissedip yaşadıkları duygusal sıkıntıları dışa vurabilirken, zorbalık yapan çocuklar ise empati geliştirme ve duygusal düzenleme becerileri kazanabilir. Oyun, iki taraf için de güvenli bir ortam sunarak zorlayıcı duygularla sağlıklı bir şekilde başa çıkmayı öğretir. 8. Ayrılık Anksiyetesi Yaşayan Çocuklar Çocukların ebeveynlerinden veya bakımverenlerinden ayrılma korkusu, özellikle küçük yaşlarda yaygındır. Ayrılık anksiyetesi yaşayan çocuklar, ebeveynlerinden uzak kalmak istemezler ve bu durum okul gibi günlük yaşam aktivitelerini zorlaştırabilir. Oyun terapisi, bu çocukların ayrılık anksiyetesiyle başa çıkmayı öğrenmeleri için güvenli bir alan sunar. Oyun sırasında çocuklar, ayrılık korkularını oyun dünyasında yaşar ve terapistin rehberliğiyle bu korkularını aşmaya başlarlar.   Oyun Terapisinde Seanslar Nasıldır, Süreç Nasıl İşler? Oyun terapisi seansları , genellikle haftada bir ya da iki kez yapılır ve her seans 40-50 dakika sürer. Seansın süresi çocuğun yaşına, dikkat süresine ve ihtiyaçlarına göre ayarlanır. Bu süre boyunca çocuk, terapistin sağladığı güvenli ve rahat bir ortamda, yaşına ve gelişim düzeyine uygun oyunlar oynar. Terapist, çocuğun oyun sırasında ortaya koyduğu davranışları, duyguları ve temaları dikkatle gözlemler ve bu gözlemler doğrultusunda terapi sürecini yönlendirir. Her çocuk farklı olduğu için seanslar esnek bir şekilde çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre şekillendirilir. Oyun terapisinin temel unsurlarını daha ayrıntılı inceleyelim: 1. Serbest Oyun: Çocuğun Kendiliğinden Seçimlerine Dayalı Oyun Serbest oyun, oyun terapisinin en doğal ve özgürleştirici kısmıdır. Çocuk, seans süresince odadaki oyuncaklar arasından istediği oyuncağı seçer ve tamamen kendi temposunda, istediği şekilde oynamaya başlar. Bu süreçte terapist, çocuğun seçtiği oyuncaklar, oynama tarzı ve oyun sırasında sergilediği duygusal ifadeleri gözlemler. Serbest oyun, çocuğun bilinçdışında yer alan duygularını, kaygılarını veya çatışmalarını dışa vurmasına olanak tanır. Çocuk, bilinçli olarak konuşamayacağı ya da ifade edemeyeceği sorunları oyun aracılığıyla gösterebilir. 2. Yapılandırılmış Oyun: Belirli Temalar Üzerine Yönlendirilmiş Oyunlar Yapılandırılmış oyunlar, terapistin belirli bir hedef veya tema etrafında çocuğa yönlendirdiği oyunları içerir. Çocuk serbest oyun oynarken terapist, çocuğun ihtiyaçlarına göre belirli oyunlar sunarak veya önerilerde bulunarak terapiyi daha odaklı hale getirebilir. Bu tür oyunlar genellikle belirli duygusal sorunları veya çatışmaları işlemek için tasarlanır. Yapılandırılmış oyunların bir diğer amacı da, çocukların duygu düzenleme becerilerini geliştirmektir. Öfke, korku, üzüntü gibi duyguların oyun sırasında işlenmesi, çocukların bu duygularla başa çıkma yollarını keşfetmelerine yardımcı olur. 3. Kukla veya Hikâye Oyunları: Duyguların ve Yaşantıların Dışsallaştırılması Kuklalar, minyatür figürler ve hikâye anlatma, çocukların genellikle doğrudan ifade edemedikleri duyguları ve yaşantıları dışsallaştırmasına yardımcı olur. Terapist, kuklalar ya da figürler aracılığıyla çocukla birlikte bir hikâye oluşturabilir ve bu süreçte çocuğun yaşadığı duygusal zorlukları dışa vurmasını sağlayabilir. Çocuklar, genellikle kendileriyle özdeşleştirdikleri figürler üzerinden yaşadıkları sorunları dışa vururlar. Bu tür oyunlar, aynı zamanda çocuğun empati geliştirmesine yardımcı olabilir. Çocuklar, kukla veya hikâye oyunlarında farklı karakterlerin bakış açılarını deneyimleyerek, başkalarının duygularını anlamaya ve bu duygulara duyarlılık geliştirmeye başlarlar. 4. Sembolik Oyun: Olayların Temsili Üzerinden Çatışmaların Çözülmesi Sembolik oyun, çocukların gerçek hayattaki olayları, durumları veya ilişkileri temsil eden oyunlar oynamalarını içerir. Örneğin, çocuk bir oyuncak araba yarışı düzenleyebilir, bir market canlandırabilir veya okulda yaşadığı bir durumu temsil edebilir. Bu tür oyunlar, çocuğun yaşadığı olaylarla başa çıkma yollarını keşfetmesine yardımcı olur. 5. Sanat ve Yaratıcı Aktiviteler: Resim, Hamur, Kum ve Çizim Yoluyla İfade Bazı oyun terapisi seanslarında, çocuklar yaratıcı aktiviteler aracılığıyla duygularını ifade ederler. Resim yapmak, hamurla şekiller oluşturmak veya boyama gibi sanat etkinlikleri, çocukların sözel olarak ifade edemedikleri duyguları dışa vurdukları bir alan sağlar. Çocuklar, çizimlerinde veya sanatsal eserlerinde duygusal dünyalarını yansıtırlar ve terapist bu yaratımlar üzerinden çocuğun iç dünyasına dair anlamlı geri bildirimler sunar. Oyun Terapisinin Genel Süreci Seanslar genellikle, çocuğun belirli bir sorunla karşı karşıya kalması ve bu sorunun oyun yoluyla keşfedilmesi üzerine şekillenir. Oyun terapisinde terapist, çocuğa tamamen yön vermekten kaçınır; çocuğun kendi temposunda ve ihtiyaçlarına uygun olarak oyun oynamasına izin verir. Ancak, belirli bir amaç doğrultusunda yapılandırılmış oyunlar ve yönlendirici stratejilerle, çocuğun duygusal ve sosyal gelişimine katkıda bulunur. Her seans, çocuğun kendini ifade etmesine ve duygusal iyileşmesine katkıda bulunacak şekilde planlanır. Terapist, çocuğun ilerlemesini dikkatle takip eder ve seanslar arasındaki süre zarfında ebeveynlerle iş birliği yaparak çocuğun duygusal gelişimine yönelik rehberlik sunar.   Oyun Terapisinin Etkileri Ne Zaman Görülmeye Başlar? Oyun terapisinin sonuçları çocuğun yaşına, yaşadığı sorunlara ve terapinin düzenliliğine bağlı olarak değişebilir. Genellikle birkaç hafta veya birkaç ay süren düzenli seanslardan sonra çocuğun duygusal durumu, sosyal ilişkileri ve davranışları üzerinde olumlu etkiler görülmeye başlar. Çocukların kendilerini daha iyi ifade etmeleri, travmalarla başa çıkmaları ve güven kazanmaları zamanla gözlemlenebilir.   Oyun Terapisi ve Diğer Terapilerle Farkı Nedir? Oyun terapisi, çocukların doğal ifade biçimi olan oyun üzerine kurulmuş benzersiz bir terapi yöntemidir. Çocuklar kelimelerle ifade edemedikleri duyguları oyun yoluyla yansıtırken diğer terapi yöntemleri genellikle daha sözel ve yapılandırılmış yaklaşımlar gerektirir. İzmir Karşıyaka’da bulunan danışmanlık merkezimizde bu detayları daha kolay öğrenebilirsiniz. Ancak genel olarak oyun terapisinin diğer terapilerden farkı şunlardır: Çocuğun doğal gelişim sürecine uyum sağlar. Kendi kendini iyileştirme kapasitesini harekete geçirir. Zorlayıcı veya baskılayıcı bir yaklaşım içermez, tamamen çocuğun kendiliğinden oyununa dayanır.   İzmir Karşıyaka’da Oyun Terapisi: Neden Bizi Tercih Etmelisiniz? İzmir Karşıyaka’daki danışmanlık merkezimizde, çocukların duygusal ve davranışsal ihtiyaçlarını karşılamak üzere profesyonel oyun terapisi hizmeti sunuyoruz. Uzman terapistlerimiz, her çocuğun kendine özgü dünyasını anlamaya ve ona uygun bireysel çözümler sunmaya odaklanır. Merkezimizi tercih etmeniz için birkaç güçlü neden: Uzman Kadro:  Deneyimli ve alanında yetkin oyun terapistlimiz ile birebir seanslar gerçekleştiriyoruz. Terapistimiz, çocukların duygusal gelişimine katkıda bulunmak için gerekli eğitim ve deneyime sahiptir. Bireyselleştirilmiş Terapi Planları:  Her çocuk farklıdır. Bu nedenle, her bir çocuğun ihtiyaçlarına ve yaşadığı zorluklara uygun özel bir terapi planı oluşturuyoruz. Oyun terapisi sürecinde, çocukların güçlü yanlarını desteklemeye ve zayıflıklarını iyileştirmeye yönelik kapsamlı bir yaklaşım benimsiyoruz. Bütüncül Yaklaşım:  Sadece semptomları değil, çocuğun duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimini bir bütün olarak ele alıyoruz. Oyun terapisi, çocuğun özgüvenini, duygusal dayanıklılığını ve sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik geniş kapsamlı bir terapi yöntemidir. Güvenli ve Destekleyici Ortam:  Çocuklarınızın kendilerini rahat, güvende ve özgürce ifade edebilecekleri bir terapi ortamı sunuyoruz. Terapistlerimiz, çocukların duygusal ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak için şefkatli ve duyarlı bir yaklaşım sergiler. Aile ile Yakın Etkileşim: Aile görüşmelerine önem veriyoruz. Sürecimizde aile ile iş birliği içerisinde olup genel bir iyi olma hali sağlanmasına katkıda bulunuyoruz. Eğer çocuğunuzun duygusal gelişimini desteklemek ve onun sağlıklı bir birey olarak büyümesine katkıda bulunmak istiyorsanız ve İzmir’de psikolog hatta çocuk psikoloğu arayışındaysanız İzmir Karşıyaka’da bulunan merkezimizle iletişime geçebilir böylece oyun terapisi hakkında daha fazla bilgi alabilir ve uzmanımızdan ücretsiz ön görüşme  talep edebilirsiniz.

  • Çift Terapisi Nedir?

    Her ilişkinin kendine özgü dinamikleri ve zorlukları vardır. Dışarıdan ne kadar mutlu ve sorunsuz görünseler de her çift zaman zaman tartışmalar ve sorunlarla karşılaşabilir. Tartışmalar, belirli sınırlar içerisinde kaldığında ilişkiler için sağlıklı olabilir; ancak bu sınırlar aşıldığında sağlıksız bir iletişim biçimi ortaya çıkar. Kişisel özellikler, maddi sebepler ve yanlış anlaşılmalar gibi faktörler, ilişkide krizlere yol açabilir. Bu tür durumlarda çiftler arasında iletişim kopukluğu yaşanır ve duygusal mesafe artar. İlişkiyi onarmanın ve bu tür zorluklarla başa çıkmanın etkili yollarından biri çift terapisidir.       Çift terapisi, hızla büyüyen ve gelişen bir ruh sağlığı disiplini haline gelmiştir. Peki çift terapisi nedir ve neden bu kadar önemlidir?    Çift Terapisi Nedir?   Çift terapisi, romantik ilişkilerin uzman desteğiyle problemlerini ele alarak iletişimlerini güçlendiren ve yaşanabilecek zorluklarla baş etmeyi öğreten bir terapi yöntemidir. Bu terapi, ilişki içindeki çatışmaların yapıcı bir şekilde yönetilmesine olanak tanır ve sağlıklı bir ilişkinin temellerinin yeniden inşa edilmesine yardımcı olur. Böylece ileride yaşanabilecek tartışmalarla da daha etkili bir şekilde başa çıkmak mümkün hale gelir.    Çift Terapisinin Faydaları     Sağlıklı İletişim Kurma Becerisi Kazanmak: Çiftler, iletişim kurmaya çalıştıklarında konuşmaların sık sık tartışmaya dönüşmesi, zamanla her iki tarafı da iletişimden kaçınmaya itebilir. Çift terapisi, bu tür durumların önüne geçmeyi hedefleyerek partnerlerin duygu ve düşüncelerini açık ve yapıcı bir şekilde ifade etmelerine yardımcı olur.     Sorunlarla Başa Çıkma Becerilerini Geliştirmek:  Çift terapisi, partnerlerin anlaşmazlık yaşadıkları durumlarda daha yapıcı ve sakin kalabilme becerilerini geliştirmeyi amaçlar. Bu sayede, terapi seanslarının dışında da etkili bir şekilde problem çözme yetisi kazanmaları sağlanabilmektedir.    Duyguları Ele Almak:  Çift terapisi her iki partnerin de zaman içinde birbirlerinde fark edemediği öfke, kırgınlık, mutsuzluk gibi duyguları ele alarak birbirlerini anlamaya yardımcı olmalarını sağlar. Terapist, partnerlerin duygusal ihtiyaçlarını fark etmelerine yardımcı olurken bu ihtiyaçların nasıl karşılanabileceği konusunda farklı bir bakış açısı kazanmalarına da yardımcı olur.    Kişisel Farkındalık:  Sağlıklı ilişkiler kurabilmek için öncelikle çiftlerin, bireysel olarak ruhsal açıdan iyi hissetmesi son derece önemlidir. Bu bağlamda terapiye başlamak, bireylerin kendileri hakkında farkındalık kazanmalarına ve duygusal durumlarını daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Çift terapisi hem bireysel hem de ilişki düzeyinde daha tatmin edici bir yaşam sunar.  Çift Terapisinin Amacı ve İşleyişi     Çift terapisi, haklılık veya haksızlığın tartışıldığı bir süreç değildir. Terapist, tarafsız bir bakış açısıyla durarak partnerlerin kontrollü bir şekilde konuşmalarına ve birbirlerini anlamalarına yardımcı olur. Bu süreç her çift için farklılık gösterebilir ancak temel hedef, ilişkideki sorunları ele almak ve sağlıklı bir bağ kurmaktır. Çift terapisi her iki tarafa da fayda sağlamayı amaçlarken, çiftleri barıştırma veya ayırma gibi bir görev üstlenmez. Nihai karar her zaman çiftlere aittir.    Çift Terapisine Hangi Durumlarda Başvurulmalıdır?   İletişim sorunları  Sürekli tartışmalar  Güven problemleri  Duygusal uzaklık  Cinsel sorunlar  Duygusal veya fiziksel şiddet  Yalnızlık hissi gibi ilişkinizde sorun yarattığını düşündüğünüz her türlü durum için başvurulabilir.   Çift terapisine yalnızca evli çiftler değil, aynı zamanda sevgililer de ilişki içindeki zorluklarla karşılaştıklarında başvurabilirler. Büyük sorunlar yaşandığında olduğu gibi, küçük tartışmalar ve iletişim problemleri ortaya çıktığında da destek almak önemlidir. İlk başta önemsiz görünen bu sorunlar, zamanla büyüyerek daha zor aşılması gereken durumlara dönüşebilir. Bu nedenle, sorunları erken aşamada ele almak için bir uzmandan yardım almak oldukça faydalı olacaktır.    Elbette, her terapi sürecinin kendine özgü zorlukları bulunmaktadır. Bu süreç, duygusal olarak yorucu olabilir ve zaman zaman zorluklarla karşılaşmaya neden olabilir. Ancak bu zorluklarla başa çıkmak, sağlam ve sağlıklı bir ilişki inşa etmenin önemli bir parçasıdır.  Kendiniz ve partneriniz için sabırla ve çaba göstererek yürütmeniz gereken bu süreçte İzmir'de psikolog arıyorsanız Karşıyaka’da bulunan psikolojik danışmanlık merkezimiz Altuğ Psikoloji’den destek alabilirsiniz.                                                                                                                                                    Psikoloji Öğrencisi                                                                                                                                                         Ceren Göle

  • Ertelemenin Psikolojisi: Neden Hep Yarın Diyoruz?

    Erteleme, çoğumuzun hayat rutininde farkında olmadan alışkanlık haline getirdiği bir davranış biçimidir. Yapılması gereken işleri geciktirmek, son ana bırakmak ya da tamamen kaçınmak, erteleme davranışının en yaygın örnekleridir. “Sonra yaparım” veya “Birazdan başlarım” dediğimizde, o “sonra” ya da “birazdan” ne yazık ki çoğu zaman hiç gelmeyebilir. Bu durum yüzeyde tembellik gibi görünse de aslında çok daha karmaşık bir sorundur. Peki bu erteleme davranışını neden yapıyoruz? 1)Mükemmeliyetçilik: Mükemmeliyetçi insanlar yapmaları gereken işi en iyi şekilde nasıl yapabilirim sorusuna yanıt aramaktan işe bir türlü başlayamayabilirler. Mükemmeliyetçilikten kaynaklanan erteleme, sonunda mükemmele ulaşmayı engelleyen bir döngü haline gelir. 2)Kaygı ve korku: Yaptığı işin beğenilmeme korkusu, başarısız olma düşüncesi kaygıya yer açarak davranışı ertelemeye neden olabilir. 3)Zaman Yönetimi Becerileri Sorunu: Yapılması gereken işleri belli bir sıraya koymakta güçlük çekmek ve zamanı etkili bir şekilde ayarlayamamak erteleme davranışına itebilir. 4)Tükenmişlik: Yoğun iş temposunda çok yorgun hisseden kişilere işlerini daha sonraya bırakmak cazip gelebilmektedir. 5) Görev Zorluğu: Karmaşık ve zor bir işle uğraşacak olmak kişinin gözünde büyüyüp başlamakta zorluk çekmesine neden olabilmektedir. 6)Otorite: Bazı kişiler zorunlu olduğu işleri yapmaktan kaçınmaya meyillidir. Üstlerinde hissettikleri baskı ve otorite yapmaları gereken işi ertelemelerine neden olabilmektedir. Erteleyerek o an için rahatladığınızı düşünseniz bile, uzun vadede kendinize daha büyük zorluklar hazırladığınızı fark edemeyebilirsiniz. İşler son ana biriktiğinde stres altında, sıkılarak ve söylenerek çalışmak hem iş kalitenizi düşürür hem de motivasyonunuzu kırar. Böyle bir durumda ortaya çıkan sonuç, sizin gerçek potansiyelinizi yansıtmaz ve tatminsizlik hissiyle motivasyonunuzu kaybetmeye başlarsınız. Bir işe başlamadan önce motive olmayı beklemek sadece işi daha da ertelemenize neden olur. Zihninizi toparlayıp konsantre olmak isteyebilirsiniz, ancak motivasyon çoğu zaman başlamakla gelir. Başladığınızda ilerleme kaydedip başarılı sonuçlar aldıkça, kendinizi daha iyi hissederek motivasyonunuzu güçlendirebilirsiniz. Erteleme davranışı sadece iş hayatında değil, sosyal ve özel yaşamda da kendini gösterebilir. Örneğin, arkadaşlarla buluşmayı, alışverişe çıkmayı, spora gitmeyi, diyet yapmayı ya da temizlik yapmayı ertelemek sıkça görülen durumlardır. Bu tür ertelemeler, sosyal hayatta ikili ilişkilerin zarar görmesine yol açarken, bireysel hayatta da özsaygının azalmasına neden olabilir. Çünkü başlanmayan ya da tamamlanmayan işler, kişide yetersizlik ya da başarısızlık hissi uyandırabilir. O zaman erteleme davranışıyla başa çıkmak için daha fazla ertelemeden “Neler yapabiliriz?” derseniz: 1) 5 Dakika Kuralı: Yapmanız gereken işe 5 dakika yapmak üzere başlayın. Devamının geldiğini fark edeceksiniz. 2) İşi bölümlere ayırmak: Büyük ve karmaşık bir işle uğraşmanız gerektiği zaman günlere veya saatlere bölerek yavaş yavaş ilerleyebilirsiniz. Başlangıcın kolay olması harekete geçme isteğinizi artırabilir. 3) Planlama Yapmak: Gün içinde yapmanız gereken birçok iş varsa onları sıraya koymak kafanızdaki karmaşıklığı ve yükü gidermeye katkı sağlayacaktır. 4) Ödüllendirmek: Yapmanız gereken işi bitirdiğinizde ya da belirlediğiniz kısmı bitirdikten sonra kendinize ufak bir ödül vererek motivasyon artırabilirsiniz. 5) Dış uyaranları azaltmak: Erteleme davranışı genelde dikkat dağıtan unsurlarla daha da artar. Telefona gelen bildirimler, gürültülü ortam gibi unsurlar işe odaklanmayı zorlaştırabilir. Erteleme davranışı bir alışkanlıktır ve bu alışkanlığı değiştirmek herkes için kolay olmayabilir. Yukarıda bahsettiğimiz yöntemlerden size en uygun olanıyla işlerinize başlamayı deneyebilirsiniz. Bu süreçte sabırlı olmak ve kendinize fazla yüklenmemek oldukça önemlidir. Eğer zorlandığınızı hissederseniz, İzmir Karşıyaka’da bulunan ofisimiz Altuğ Psikoloji ’de uzman desteğiyle size uygun yöntemlerle adım adım ilerlemenize yardımcı olabiliriz. Psikoloji Öğrencisi Ceren Göle

  • Moxo Dikkat Testi ve DEHB: Çocuklarda Dikkat Bozukluklarını Anlamak

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite, çocukların akademik ve sosyal gelişimlerini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu sorunların değerlendirilmesinde kullanılan araçlardan biri de Moxo Dikkat Testi'dir.   Moxo Dikkat Testi Nedir? Moxo Dikkat Testi, çocuklarda dikkat ve yürütücü işlevleri değerlendirmeye yönelik bir psikometrik araçtır. Bu test, çocukların veya yetişkinlerin dikkat sürelerini, dikkat dağınıklığını ve tepkilerini ölçerek dikkat eksikliği ile ilgili sorunların tanımlanmasına yardımcı olur. Test, çeşitli görevler ve uyarıcılardan oluşur, çocukların bu görevlerdeki performansları değerlendirilir. DEHB Nedir? Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik ile karakterize edilen nörogelişimsel bir bozukluktur. Bu durum çocuklukta başlayıp ergenlikte ve hatta yetişkinlikte devam edebilmektedir. DEHB’li çocuklar genellikle: Dikkat Eksikliği: Görevlerde odaklanmada zorluk, detayları atlama. Hiperaktivite: Aşırı hareketlilik, yerinde oturamama. Dürtüsellik: Sabırsızlık, düşünmeden hareket etme.   Moxo Dikkat Testi ve DEHB İlişkisi: Moxo Dikkat Testi, DEHB tanısının desteklenmesinde önemli bir araçtır. Testin sonuçları, çocukların dikkat problemleri yaşayıp yaşamadığını belirlemede ve bu problemleri nasıl yönettiklerini anlamada yardımcı olabilmektedir. Moxo testi, DEHB belirtilerinin objektif bir şekilde değerlendirilmesine olanak tanır.   Karşıyaka İzmir Altuğ Psikoloji Psikologları olarak merkezimizde Moxo Türkiye’den almış olduğumuz eğitim ve süpervizyonlar ışığında Moxo Dikkat Testini uygulamaktayız.  Siz de çocuğunuzda dikkat eksikliği, görevlerde odaklanmada zorluk, detayları atlama, aşırı hareketlilik, yerinde oturamama, sabırsızlık, düşünmeden hareket etme, zaman yönetiminde sorunlar, dürtüsellik, organize olma güçlüğü gibi durumlar gözlemliyor ve çözümleriniz sonuçsuz kalıyorsa bizden online veya yüz yüze destek alabilirsiniz.   Sağlıkla Kalın.

  • Çocukları Ekran ve Tabletlerden Nasıl Uzaklaştırırız?

    Günümüzde çocuklar, her zamankinden daha fazla ekran başında vakit geçiriyor. Tabletler, telefonlar ve bilgisayarlar ve diğer teknolojik cihazlar hem eğlence hem de eğitim için vazgeçilmez hale gelmiş durumda. Ancak bu cihazların aşırı kullanımı, çocukların sağlıklı gelişimlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Çocukları ekran ve tabletlerden uzaklaştırmak, sabır ve strateji gerektiren bir süreçtir. Ebeveynler olarak, çocuklarımızın teknolojiyle dengeli bir ilişki kurmalarına rehberlik etmek, onların uzun vadeli sağlığı ve mutluluğu için kritik öneme sahiptir. Onlara teknolojiden uzaklaşmaları için alternatif yollar sunarak hem zihinsel hem de fiziksel sağlıklarını destekleyebilirsiniz. Peki ebeveynler olarak, çocuklarımızın teknoloji ile ilişkilerini dengelemek ve onları ekranlardan uzaklaştırmak için neler yapabiliriz?     1. Ekran Süresini Sınırlayın Çocukların ekran başında geçirdikleri zamanı sınırlamak, teknoloji kullanımını yönetmenin ilk adımıdır. Bu süreyi yaşlarına uygun şekilde ayarlayın. Örneğin, 2-5 yaş arası çocuklar için günlük 45-60 dakikadan fazla ekran süresi önerilmez. Bu sınırları belirlerken tutarlı olmak çok önemlidir. Diğer yaş gruplarına da yine ihtiyaç ve kullanım alanlarına göre az ancak tutarlı dakikalar belirlenmelidir. 2. Alternatif Etkinlikler Sunun Çocukların enerjilerini harcayabilecekleri ve ilgilerini çekecek alternatif aktiviteler sunun. Spor, sanat, müzik veya doğa yürüyüşleri gibi etkinlikler, ekran yerine başka şeylerle ilgilenmelerini sağlar. Çocukların ilgi alanlarına göre bu aktiviteleri çeşitlendirebilirsiniz. Bu konuda yaratıcı olamadığınızı veya alternatiflerinizin yetersiz kaldığını düşünüyorsanız bir uzman görüşüne başvurabilirsiniz. 3. Ekransız Zamanlar ve Bölgeler Oluşturun Evinizde ekran kullanımının yasak olduğu zaman dilimleri ve alanlar belirleyin. Örneğin, yemek saatleri veya yatak odaları ekranlardan arındırılmış bölgeler olabilir. Bu durum da çocukların cihazlardan bir süre uzaklaşmasını ve aile içi etkileşimi artırmasını sağlar. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken nokta; ekransız alan olarak belirlenen bölgeler için bir defa dahi olsa kurallar çiğnenmemelidir. 4. Örnek Olun Çocuklar, en çok ebeveynlerini taklit ederler. Siz de ekran kullanımınızı azaltarak onlara örnek olun. Birlikte geçirdiğiniz zamanlarda cihazlardan uzak durarak yüz yüze iletişimi teşvik edin. Aksi durumda bu tutarlı bir davranış olmayacaktır. Sizler telefon veya diğer teknolojik cihazlarınızla sık vakit geçirirken çocuğunuzun da yanında oturmasını beklememelisiniz. Ebeveynleri çocukların aynasıdır. 5. Teknolojiyi Ödül veya Ceza Olarak Kullanmaktan Kaçının Ekran süresini bir ödül veya ceza aracı olarak kullanmak, çocuklarda teknolojiye karşı yanlış bir tutum geliştirmesine sebep olabilir. Bunun yerine ekran süresini doğal bir sınır içinde tutmak daha sağlıklıdır. 6. Aile Etkinlikleri Planlayın Birlikte yapılacak etkinlikler hem aile bağlarını güçlendirir hem de çocukların ekranlardan uzak kalmasını sağlar. Hafta sonu doğa gezileri, oyun geceleri, mutfak vakitleri, film saatleri veya el işi projeleri gibi aktiviteler planlayabilirsiniz. 7. Cihazlarda Zamanlayıcı Kullanın Ekran süresini yönetmek için cihazlarda zamanlayıcılar veya ebeveyn kontrolleri kullanabilirsiniz. Bu durumda belirlediğiniz süre sona erdiğinde otomatik olarak ekranı kapatarak çocukların sürelere uymasını sağlar. 8. Dijital Detoks Günleri Uygulayın Haftada bir veya ayda bir dijital detoks günü belirleyin. Bu günlerde ekranlardan tamamen uzak durarak çocuklarınızla birlikte alternatif aktiviteler yapın. Bu, teknolojiye bağımlılığı azaltmaya yardımcı olabilen bir yöntemdir. Yalnız burada önemli olan nokta; bunun sadece çocuklarınıza özel olmadığını yani iş dışında kalan kişisel hayatınızda onlara örnek olmanız gerektiğini unutmamanız olacaktır.   Karşıyaka İzmir’de bulunan merkezimizde Altuğ Psikoloji olarak siz değerli danışanlarımıza bu konuda da destek sağlamaktayız. Çocuklarınızı tabletlerinden, internetten, telefondan veya diğer teknolojik cihazlarından ayıramıyor ve bir türlü bu duruma kalıcı bir çözüm bulamıyorsanız İzmir Altuğ Psikoloji’nin uzman psikologları olarak size çözüm yolları sunuyoruz.   Sağlıkla Kalın.

bottom of page