Arama Sonuçları
Boş arama ile 492 sonuç bulundu
Hizmetler (8)
- MMPI Kişilik Testi
Kişiliğin derinliklerini bilimsel bir yöntemle anlamlandırmak, hem bireysel farkındalık hem de klinik tanılama süreci için kritik bir adımdır. İzmir MMPI kişilik testi uygulamalarımızla, bireylerin psikolojik profillerini uluslararası standartlarda analiz ediyoruz. Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI), günümüzde dünyada en güvenilir ve en yaygın kullanılan bilimsel kişilik testi olarak kabul edilmektedir.
- Online Psikolojik Danışmanlık
Çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisini kapsayan psikolojik danışmanlık hizmetlerimiz ile alanında uzman psikoloğumuzdan destek alabilirsiniz. Online görüşmeler Google Meet uygulaması üzerinden gerçekleşmektedir, randevu planlaması ve ödeme için WhatsApp hattımızdan bize ulaşabilirsiniz.
- Tanışma Görüşmesi
Psikolojik danışmanlık hizmetlerimizden yararlanmadan önce, sizi tanımaya ve buraya getiren sebepleri anlamaya yönelik yapacağımız ücretsiz 15 dakikalık online ön görüşme randevunuzu oluşturabilmemiz için randevu talebinde bulunabilirsiniz. Ön görüşmelerimiz terapötik süreç için tanışma amaçlı olup, tedavi, danışma veya tavsiye amaçlı değildir. Seans alımı yaptığınızda ise danışmanlık sürecine başlamaktayız ve görüşmelerimiz ortalama 45 dakika sürmektedir.
Blog Yazıları (267)
- Film Analizi: Blue Valentine
İlişkiler neden başlar ve neden biter? Bir zamanlar birbirinin gözünün içine bakan iki insan nasıl olur da aynı evin içinde iki yabancıya dönüşür? Bugün bir psikolog gözüyle, sinemanın en çarpıcı ve gerçekçi ilişki dramlarından biri olan Blue Valentine filmini masaya yatırıyoruz. Eğer siz de ilişkinizde bir tıkanma yaşıyor veya eskisi gibi olmadığınızı düşünüyorsanız bu analizde kendinizden parçalar bulabilirsiniz. Film Künyesi Yönetmen: Derek Cianfrance Oyuncular: Ryan Gosling (Dean), Michelle Williams (Cindy) Yapım Yılı: 2010 Tür: Dram / Romantik Blue Valentine, yönetmen Cianfrance’ın gerçekçiliği yakalamak adına oyuncularını çekimler öncesinde bir ay boyunca aynı evde yaşattığı, bütçelerini paylaştırdığı ve gerçek bir aile dinaminiği kurdurduğu bir yapımdır. Bu metodolojik yaklaşım, filmdeki çatışmaların neden bu kadar can yakıcı derecede gerçek olduğunu açıklamaktadır. Blue Valentine Filminin Konusu Film, Dean ve Cindy çiftinin ilişkisini iki farklı zaman dilimi üzerinden anlatır. Bir yanda; aşkın taze olduğu, heyecan verici, umut dolu tanışma ve flört evresi diğer yanda ise evliliklerinin altıncı yılında artık birbirlerine tahammül edemedikleri, iletişimin koptuğu ve duygusal olarak tükendikleri günümüz. Dean; sevdiği kadını mutlu etmek için her şeyi yapan, romantik ve aile odaklı bir adamken Cindy, geçmiş travmalarının ve hayal kırıklıklarının yükünü taşıyan kariyer ve kişisel tatmin arayışında olan bir kadındır. Film, bir otel odasında son bir kez ilişkilerini kurtarmaya çalışan çiftin aslında birbirlerinden ne kadar uzağa düştüklerini çarpıcı bir şekilde izleyiciye sunar. Psikolojik Analiz 1. Bağlanma Stilleri ve Travma Mirası Cindy’nin karakterinde kendi ailesinden tecrübe ettiği mutsuz evlilik modelinin izlerini görüyoruz. Geçmişte yaşadığı hayal kırıklıkları, onun güvenli bağlanma kurmasını zorlaştırıyor. Dean ise her ne kadar sevgi dolu görünse de Cindy’nin sınırlarına ve kişisel gelişim ihtiyacına bazen boğucu bir sevgiyle yaklaşıyor. 2. İletişimde Mahşerin Dört Atlısı Gottman yönteminde sıkça bahsettiğimiz; eleştiri, aşağılama, savunma ve duvar örme bu filmde adeta somutlaşıyor. Dean ve Cindy artık birbirlerini dinlemek yerine sadece kendi yaralarını korumak için birbirlerine saldırıyorlar. Tartışmalar bir çözüm üretmekten ziyade sadece daha fazla yaralanmaya sebep oluyor. 3. Beklentiler ve Hayal Kırıklığı (İdealizasyon vs. Realite) İlişkinin başında Dean, Cindy için bir kurtarıcı gibidir. Ancak zaman geçtikçe Dean’in hayata karşı hırssızlığı ve sadece anda kalma arzusu, Cindy için bir yük haline gelmeye başlar. Bu durum çiftlerin birbirini gerçek halleriyle değil ihtiyaç duydukları rol üzerinden sevmelerinin yarattığı bir hayal kırıklığıdır. 4. Duygusal Tükenmişlik İlişkideki duygusal banka hesabı boşaldığında en küçük bir tetikleyici bile büyük patlamalara neden olur. Filmdeki otel odası sekansı, bu tükenmişliğin zirve noktasıdır. Sevgi vardır ancak bu sevgi, biriken öfkeyi ve hayal kırıklığını örtmeye yetmemektedir. Siz de İlişkinizde Blue Valentine mi Yaşıyorsunuz? Blue Valentine bize aşkın sadece hissetmekten ibaret olmadığını aynı zamanda bir yönetme becerisi olduğunu gösterir. Eğer siz de partnerinizle aynı dili konuşamadığınızı hissediyor, sürekli aynı kavgaların içinde dönüp duruyorsanız bilmelisiniz ki bu döngüden çıkmak mümkündür. Bir uzman desteği alarak; İletişim kazalarını engelleyebilir, Birbirinizin duygusal haritalarını yeniden çıkarabilir, Geçmiş travmaların bugünkü ilişkinize etkisini fark edebilirsiniz. Unutmayın: Hiçbir ilişki filmdeki gibi trajik bir sona mahkum değildir ve farkındalık iyileşmenin ilk adımıdır. İyi Seyirler! 🍿
- Kaybetme Korkusu Yüzünden Kendinizden Vazgeçiyor Olabilir misiniz?
Bir ilişkiyi kaybetmemek için sürekli alttan alan taraf siz misiniz? Hayır dememek, kırıldığınız halde susmak, karşı taraf gitmesin diye kendi ihtiyaçlarınızı ertelemek, sürekli anlayış gösteren taraf olmak, mesajlara geç cevap geldiğinde yoğun kaygı hissetmek, terk edilme ihtimali karşısında paniklemek… Bazen insanlar bir ilişkiyi değil o ilişkinin kaybıyla birlikte hissedecekleri yalnızlığı, değersizliği ve boşluğu kaybetmekten korkarlar. Bu yüzden ilişki ilerledikçe kişi fark etmeden kendisini geri plana atmaya başlayabilir. Çünkü zihnin derininde şu düşünce vardır: ''Kendim gibi davranırsam gider, sınır koyarsam beni sevmez ve rahatsız olduğumu söylersem benden uzaklaşır. İşte tam bu noktada sevgi ile kaygı birbirine karışmaya başlar. Kaybetme Korkusu Nedir? Kaybetme korkusu; kişinin sevdiği insanı, ilişkiyi, ilgiyi veya duygusal bağı kaybetme ihtimaline karşı yoğun kaygı yaşamasıdır. Bu korku çoğu zaman sadece romantik ilişkilerde görülmez; arkadaşlıklarda, aile ilişkilerinde, iş ortamında hatta sosyal medyada bile ortaya çıkabilir. Ancak özellikle romantik ilişkilerde çok daha yoğun hissedilir. Çünkü romantik bağlar, çocukluk dönemindeki bağlanma ihtiyaçlarını tetikleyebilir. Bu yüzden bazı insanlar ilişkilerde normal bir mesafe değişimini bile tehdit gibi algılar. Örneğin; partnerin kısa cevap vermesi, eskisi kadar ilgi göstermemesi, yalnız kalmak istemesi, yoğun olması, daha az mesaj atması kişide büyük bir terk edilme alarmı yaratabilir. Kaybetme Korkusu Olan İnsanların Ortak Özellikleri Kaybetme korkusu yaşayan bireylerde sık görülen bazı davranışlar vardır: 1. Sınır Koymakta Zorlanmak Rahatsız olduğunuzu belirtememek, sürekli anlayış göstermek, karşı taraf kırılmasın diye kendi duygularını bastırmak… Çünkü bilinçdışında şu korku vardır: ''Sınır koyarsam gider.'' Bu yüzden kişi zamanla ilişki içinde kendi benliğini kaybetmeye başlayabilir. 2. Sürekli Güvence Aramak ''Beni seviyor musun?'' ''Bir sorun mu var?'' ''Bana kızgın mısın?'' ''Eskisi gibi hissetmiyorsun sanki…'' Bu soruların altında genellikle yoğun ilişki kaygısı bulunur. Kişi ilişkinin bittiğine dair kanıt aramaz. Aslında güvende hissetmeye çalışır. 3. Fazla Düşünmek (Overthinking) Kaygılı bağlanma yaşayan bireylerin zihni çoğu zaman sürekli analiz halindedir. ''Neden böyle yazdı?'' ''Neden kısa cevap verdi?'' ''Acaba benden sıkıldı mı?'' ''Bir hata mı yaptım?'' ''Başkası mı var?'' Beyin sürekli olası tehditleri tarar. Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk yaratabilir. 4. Kendini Fazla Feda Etmek Bazı insanlar ilişkilerde fazla veren taraf olur. Sürekli anlayış gösterir, sürekli özür diler, sürekli telafi etmeye çalışır, karşı tarafın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. Başta bu davranış modeli fedakarlık gibi görünebilir ama bazen bunun altında terk edilme korkusu vardır. Çünkü kişi şunu düşünür: ''Ne kadar çok verirsem o kadar vazgeçilmez olurum.'' 5. Yalnız Kalma Korkusu Kaybetme korkusu yaşayan bazı bireyler için yalnızlık sadece yalnızlık değildir. Yalnızlık; değersizlik, sevilmeme, terk edilme ve yetersizlik duygularını tetikleyebilir. Bu yüzden bazı insanlar sağlıksız ilişkilerde bile kalmaya devam edebilir. Kaybetme Korkusu Neden Oluşur? Bu korkunun altında çoğu zaman erken dönem ilişki deneyimleri vardır. Özellikle; tutarsız sevgi, eleştirel ebeveyn tutumu, duygusal ihmal, terk edilme deneyimleri, çocukluk travmaları, güvenli bağ kuramamak kişinin yetişkinlik ilişkilerini etkileyebilir. Çocuk zihni sevgiyi şöyle öğrenebilir: ''Sevilmek için uslu olmalıyım, sorun çıkarırsam terk edilirim, ihtiyaçlarım fazla veya beni bırakabilirler.'' Yetişkinlikte ise kişi ilişkilerde sürekli tetikte hissedebilir. Sevgi mi Kaygı mı? Bu soru çok önemlidir. Çünkü birçok insan yoğun duyguyu aşk zannedebilir. Oysa bazen hissedilen şey sevgi değil kaybetme korkusudur. Sağlıklı sevgide; güven, alan, bireysellik ve rahatlık vardır. Kaygılı ilişkilerde ise sürekli tetikte olma, aşırı düşünme, kontrol etme ihtiyacı, onay arama ve kaybetme korkusu ön plana çıkabilir. Kendinizden Vazgeçtiğinizi Gösteren İşaretler Eğer ilişkide; sürekli siz özür diliyorsanız, kendi ihtiyaçlarınızı erteliyorsanız, hayır diyemiyorsanız ve sınır çizemiyorsanız, mutsuz olduğunuz halde kalıyorsanız, karşı taraf üzülmesin diye kendinizi bastırıyorsanız, yalnız kalmamak için ilişkiye tutunuyorsanız, sürekli onay ihtiyacı hissediyorsanız kendinizden uzaklaşıyor olabilirsiniz. Çünkü sağlıklı ilişkiler kişinin kendisini küçültmesini gerektirmez. Kaybetme Korkusu İlişkileri Nasıl Etkiler? İronik şekilde, yoğun kaybetme korkusu bazen ilişkiyi daha da zorlayabilir. Çünkü kişi; aşırı hassaslaşabilir, fazla kontrolcü davranabilir, sürekli güvence isteyebilir, karşı tarafın davranışlarını aşırı analiz edebilir ve bu durum ilişkide baskı yaratabilir. Sonrasında kişi gerçekten uzaklaşma gördüğünde korkusu daha da büyüyebilir. Ve döngü devam eder. Kaybetme Korkusu ile Nasıl Baş Edilir? İlk adım fark etmektir. Kendinize şu soruları sorabilirsiniz: Bu ilişkide gerçekten ne hissediyorum? Sevilmek için kendimden vazgeçiyor muyum? Sınır koyduğumda neden suçlu hissediyorum? Yalnızlık benim için ne anlam taşıyor? Partnerimi mi seviyorum yoksa kaybetmekten mi korkuyorum? İlişkide rahat mıyım yoksa sürekli tetikte mi? Bu sorular kişinin kendi bağlanma örüntülerini anlamasına yardımcı olabilir. Terapi Süreci Neden Önemlidir? Kaybetme korkusu çoğu zaman öyle sanılsa da sadece özgüven eksikliği değildir. Bu durum: bağlanma stilleri, çocukluk deneyimleri, değersizlik şemaları, terk edilme şeması, ilişki travmaları; ile bağlantılı olabilir. Psikoterapi sürecinde kişi: ilişki döngülerini fark etmeyi, sınır koymayı, duygularını regüle etmeyi, sağlıklı bağ kurmayı, kendilik değerini ilişki dışında da hissedebilmeyi; öğrenebilir. Çünkü gerçek güven, birinin gitmeyeceğinden emin olmak değil biri gitse bile kendi benliğinizi kaybetmeyeceğinizi hissedebilmektir. Bir ilişki uğruna sürekli kendinizi küçültüyor, bastırıyor veya yok sayıyorsanız bu sevgi değil kaybetme korkusu olabilir. Hiç kimse sevilmek için kendisinden vazgeçmek zorunda değildir. Sağlıklı ilişkiler; sürekli kaygı hissettiren değil kişinin kendisi gibi hissedebildiği ilişkilerdir. Farkındalık ve sevgi ile kalın.
- Film Analizi: 28 Gün Sonra (2022)
Sinema tarihi, toplumsal çöküşü anlatan pek çok yapımla doludur ancak çok azı 28 Gün Sonra (28 Days Later) kadar insan ruhunun derinliklerindeki ilkel korkulara dokunabilir. Danny Boyle ve Alex Garland’ın bu kült eseri, sadece bir zombi filmi değil; travmanın, izolasyonun ve etik çöküşün klinik bir incelemesidir. Post apokaliptik bir hikaye anlatan 28 Gün Sonra filmine psikolojik açıyla baktığımızda, filmdeki Öfke Virüsünün aslında biyolojik bir silahtan ziyade bastırılmış toplumsal cinnetin ve kontrolsüz dürtülerin bir metaforu olduğunu görürüz. Filmin Konusu Laboratuvar ortamında üretilen Öfke Virüsünün bir kaza sonucu serbest kalmasıyla tüm İngiltere saniyeler içinde vahşete sürüklenir. Olaydan 28 gün sonra hastanedeki komasından uyanan kurye Jim, medeniyetin çöktüğü ıssız bir dünyada tek başına kalır. Bir grup hayatta kalanla birleşen Jim, enfekte olmuş saldırganlardan ve virüsten daha tehlikeli hale gelen insan doğasından kurtulmaya çalışır. Yapım ve Oyuncu Kadrosu Yönetmen: Danny Boyle. Boyle, bu filmde geleneksel kameraları reddedip dijital kameralar kullanarak sinemada bir devrim yaptı. Bu seçim, filme o rahatsız edici ev videosu ya da belgesel havasını vererek izleyiciyi olayın tam içine, o çiğ gerçekliğe hapsetti. Senaryo: Alex Garland. Senaryonun arkasındaki isim olan Alex Garland (aynı zamanda Ex Machina’nın yönetmenidir), insan doğasının karanlık taraflarını deşmekte ustadır. Garland, virüsü biyolojik bir kazadan ziyade toplumsal bir eleştiri aracı olarak kurgulamıştır. Oyunculuk Performansları: Cillian Murphy (Jim): Kariyerinin dönüm noktası olan bu filmde Murphy; kırılgan bir hastadan hayatta kalmak için vahşileşmek zorunda kalan bir savaşçıya dönüşümü muazzam bir derinlikle sergiliyor. Naomie Harris (Selena): Başlangıçta sert ve duygusuz görünen Selena aslında ağır bir hayatta kalma travması yaşayan bireyin savunma mekanizmalarını temsil eder. Brendan Gleeson (Frank): Filmdeki en insani ve umut dolu karakterdir. Onun kaybı hikayede masumiyetin ve sivil düzenin tamamen bitişini simgeler. Christopher Eccleston (Binbaşı Henry West): Otoritenin nasıl bir deliliğe dönüşebileceğini soğukkanlılıkla canlandırarak filmin asıl kötüsünü unutulmaz kılmıştır. Psikolojik Analiz 1. Kaosun İçindeki Zihin: Travma ve Disosiyasyon Film, Jim’in (Cillian Murphy) komadan uyanıp bomboş bir Londra ile karşılaşmasıyla başlar. Psikolojik açıdan bu sahne, akut stres bozukluğu yaşayan bir bireyin dünyayı algılama biçimine dair muazzam bir görsel dışavurumdur. Derealizasyon ve Gerçek Dışılık: Jim’in o devasa metropolde tek başına yürürken hissettiği gerçek dışılık duygusu, ağır travma geçiren danışanların dünyayı algılayışıyla paralellik gösterir. Bildiği dünyanın saniyeler içinde yok olması, bireyin temel güven duygusunun kökünden sarsılmasıdır. Güvenli Alanın Kaybı: Evin, sokakların ve hastanenin artık güvenli olmaması zihnin gerçekliği reddetme aşamasını tetikler. Bu sahne, bir insanın hayatındaki büyük bir kriz sonrası hissettiği o devasa içsel boşluk ve anlamsızlık duygusunun sinematik bir karşılığıdır. 2. Öfke Virüsü: Kontrol Edilemeyen İd ve Bastırılmış Dürtüler Filmdeki enfekteler, klasik zombiler gibi ölü değil, aşırı öfkeli yaşayan insanlardır. Bu, Freudyen bir perspektifle incelendiğinde, Süper-ego’nun (toplumsal vicdan ve kurallar) tamamen devre dışı kalması ve İd’in (hayvani dürtüler) mutlak kontrolü ele geçirmesidir. Dürtü Kontrolü ve Medeniyet: Medeniyet, bireylerin dürtülerini kontrol etme becerisi üzerine kuruludur. Virüs bu kontrolü kaldırdığında geriye sadece saf, yıkıcı bir enerji kalır. Virüslü bireylerde artık empati, muhakeme veya planlama yoktur. Klinik Yansıma: Film bize şu kritik soruyu sorar: Günlük hayatımızda bastırdığımız öfke, stres altında kontrol edilemez hale geldiğinde sosyal ilişkilerimizi nasıl zehirler? Toplumsal baskı ortadan kalktığında içimizdeki gölge ile ne kadar başa çıkabiliriz? 3. Grup Psikolojisi ve Hayatta Kalma Etiği Jim, Selena ve diğerlerinin kurduğu küçük grup içindeki dinamikler, sosyal psikoloji dersi niteliğindedir. Pragmatizm vs. Empati: Selena karakterinin başlangıçtaki zayıf olanı geride bırak tavrı, aşırı stres altındaki insanın empati yeteneğinin nasıl köreldiğini gösterir. Ancak hikaye ilerledikçe, bağlanma kuramı uyarınca bağ kurmanın hayatta kalmak için biyolojik güçten daha önemli olduğu vurgulanır. Hayatta Kalma Suçluluğu: Sevdiklerini kaybedenlerin hissettiği o ağır suçluluk duygusu, karakterlerin kararlarını şekillendiren temel motivasyondur. İnsanın en temel ihtiyacı olan güven duygusu sarsıldığında etik değerlerin ne kadar hızlı terk edilebildiğini dehşetle izleriz. 4. İnsanın Gölge Yanı: Üniformalı Kaos ve Otorite Filmin ikinci yarısında odak noktası enfektelerden çıkıp hayatta kalan askeri birliğe kayar. Burada asıl düşman artık virüs değil sosyal hiyerarşi ve otorite arayışıdır. Gücün Yozlaşması: Binbaşı Henry West karakteri, düzeni koruma bahanesiyle etik değerleri nasıl hiçe sayabileceğimizi kanıtlar. Bu figür, Carl Jung’un Gölge kavramının somutlaşmış halidir. İnsan İnsanın Kurdudur: Normal dünyanın kuralları bittiğinde insanın içindeki o karanlık, bencil ve manipülatif tarafın nasıl ortaya çıktığı filmde sarsıcı bir şekilde işlenir. Burada gördüğümüz kriz anlarında değişen etik pusulalar üzerine yazılmış en sert klinik metinlerden biridir. 28 Gün Sonra, toplumsal düzenin ne kadar kırılgan olduğunu ve kriz anlarında içimizdeki o en derin dürtülerin nasıl gün yüzüne çıktığını sarsıcı bir dille anlatıyor. Filmde izlediğimiz bu kaos aslında bize gerçek trajedinin bir virüsten değil insan ruhunun karanlığından doğabileceğini hatırlatıyor. Belki de asıl soru, dünya böylesine büyük bir sessizliğe gömüldüğünde bizim ne kadar insan kalabileceğimizdir. İyi Seyirler!
Diğer Sayfalar (64)
- Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi Uzaktan Seminer Programı | İzmir Altuğ Psikoloji
Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Semineri, BDT’nin teorik temellerini ve çocuklarla uygulamaya yönelik özel tekniklerini kapsamlı bir şekilde öğretmeyi amaçlar. Çocuklara özgü bilişsel ve duygusal ihtiyaçları anlayarak, terapi süreçlerini daha etkili hale getirmenize yardımcı olacak bilgi ve beceriler kazanacaksınız. Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi Seminer Programı Satın Al Psikoloji Semineri Programı Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi Semineri Nedir? Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Semineri, BDT’nin teorik temellerini ve çocuklarla uygulamaya yönelik özel tekniklerini kapsamlı bir şekilde öğretmeyi amaçlar. Çocuklara özgü bilişsel ve duygusal ihtiyaçları anlayarak, terapi süreçlerini daha etkili hale getirmenize yardımcı olacak bilgi ve beceriler kazanacaksınız. Her Zaman Erişilebilir Katılım Sertifikası Online Seminer Seminer Ücreti: 500 TL Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi Semineri Kimler için Uygundur? Çocuklarda bilişsel davranışçı terapi semineri, psikologlar, psikolojik danışmanlar, sosyal hizmet uzmanları, özel eğitim öğretmenleri ve çocuklarla çalışan diğer profesyoneller için uygundur. Seminer, katılımcılara çocuklarla BDT uygulama konusunda derinlemesine bilgi ve beceriler kazandırır. Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi Seminer İçeriği 1. Bilişsel Davranışçı Terapiye Giriş BDT’nin tanımı, temel özellikleri ve tarihsel gelişimi Çocuk, ergen ve yetişkin BDT’si arasındaki farklar ve benzerlikler BDT’nin çocuklar için uyarlanması 2. Çocuklarda Bilişsel Gelişim ve Terapi Uyumları Piaget’in bilişsel gelişim teorisi ve çocukların bilişsel aşamaları Bilişsel şemalar, otomatik düşünceler ve ara inançlar Çocuklara uygun seans yapılandırması 3. Çocuklarda Görülen Psikolojik Sorunlar ve BDT Yaklaşımları Anksiyete, depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) Karşıt olma-karşıt gelme bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk (OKB) Çocuklarda yaygın düşünce hataları ve çözüm yaklaşımları 4. Terapi Süreci: Adım Adım BDT Çocuğu tanıma, değerlendirme ve detaylı anamnez alma Terapötik iş birliği ve motivasyon oluşturma Sorun formülasyonu ve BDT modelinin tanıtılması BDT müdahaleleri ve tekrarlamayı önleme stratejileri 5. Çocuklarla BDT’de Teknikler Davranışsal Teknikler: Sorunun adını koyma ve görselleştirme Maruz bırakma ve kaçınmayı azaltma Ödüllendirme ve pekiştirme yöntemleri Gevşeme eğitimi ve nefes teknikleri Bilişsel Teknikler: Duygu eğitimi ve duyguların tanınması Düşünce hatalarının fark edilmesi ve değiştirilmesi Sokratik sorgulama ve kanıt inceleme teknikleri Günlük tutma ve prova yapma uygulamaları 6. Çocuk ve Aile İlişkilerinde Danışman Rolü Aile ve okul çevresinin terapi sürecine katılımı Çocuğun sosyal çevresinin desteklenmesi Anne-baba tutumlarına yönelik farkındalık çalışmaları 7. Örnek Vakalar ve Uygulamalar Gerçek vakalar üzerinden seans yapılandırma ve tekniklerin uygulanması Sorumluluk pastası ve diğer yaratıcı metaforların kullanımı Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi Seminerinin Kazanımları Çocuklara uygun BDT tekniklerini etkin şekilde uygulama becerisi Çocukların bilişsel, duygusal ve davranışsal sorunlarına yönelik etkili çözüm yolları Çocuk ve ailelerle daha güçlü terapötik bağ kurma yetkinliği Bu seminer, çocukların duygusal dünyalarına dokunarak onların sorunlarını çözümlemelerine rehberlik edebilecek profesyoneller yetiştirmeyi hedeflemektedir. Psikoloji Seminerlerine Nasıl Kayıt Olabilirsiniz? Başvuru ve Ücret Bilgisi Sayfada yer alan bağlantı üzerinden tercih ettiğiniz seminer programını kolayca satın alabilirsiniz. Oluşturacağınız hesabınız ile internet adresimiz üzerinden ödeme işlemini gerçekleştirebilir, seminer videolarına hemen erişim sağlayabilirsiniz. Ödeme ve Kayıt İşlemleri Seminer ücretini yatırarak kayıt işlemlerinizi tamamlayabilirsiniz. Sistem üzerinden ödeme seçeneklerinden yararlanarak işlemi kolayca gerçekleştirebilirsiniz. Sorularınız için +90 501 112 35 75 numaralı WhatsApp hattımıza ulaşabilirsiniz. Seminere Katılım ve Sürekli Erişim Kayıt işlemleriniz tamamlandığında, seminer programına hemen katılabilirsiniz. Modüllere istediğiniz zaman erişim sağlayabilir ve seminer sürecinizi kendi hızınıza göre ilerletebilirsiniz. Modülleri tamamladıktan sonra, katılım belgesi almaya hak kazanırsınız. Ayrıca, hesabınız üzerinden seminer içeriğine ve materyallerine sürekli erişim imkanınız olacaktır.
- Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) Uzaktan Seminer Programı | İzmir Altuğ Psikoloji
Kabul ve Kararlılık Terapisi Semineri, ACT'nin teorik temelinden uygulama tekniklerine kadar kapsamlı bir içerik sunarak, katılımcılara hem mesleki hem de kişisel gelişim açısından değer katmayı hedefler. Sınırlı sayıdaki fiyat avantajından hemen yararlanın! Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) Seminer Programı Satın Al Psikoloji Seminer Programı Her Zaman Erişilebilir Katılım Sertifikası Online Seminer Kabul ve Kararlılık Terapisi Semineri Nedir? Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), bilişsel davranışçı terapilerin 3. dalgası olarak kabul edilen, danışanların psikolojik esneklik kazanmalarını amaçlayan bir terapi yöntemidir. Bu terapi, bireylerin sürekli iyi hissetmek yerine, hayatlarında daha anlamlı ve değer odaklı bir yaşam sürdürmelerine rehberlik eder. Seminerde, ACT'nin teorik temelleri, temel kavramları ve uygulama teknikleri hem teorik hem de uygulamalı olarak ele alınmaktadır. Seminer Ücreti: 500 TL Kabul ve Kararlılık Terapisi Semineri Kimler için Uygundur? Psikologlar, psikiyatristler, danışmanlık alanında çalışan uzmanlar. Bilişsel davranışçı terapi konusunda bilgi sahibi olan ve uzmanlığını genişletmek isteyenler. Danışanlarına psikolojik esneklik kazandırmak isteyen terapistler. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) Seminer İçeriği ACT'nin Temelleri ve Tarihçesi ACT'nin ortaya çıkışı ve teorik dayanakları. İlişkisel Çerçeve Kuramı (RFT) ve işlevsel bağlamsalcılık. Psikolojik Esneklik Modeli (Altıgen Model) Kabul ve farkındalık süreçleri: Bilişsel defüzyon, kabullenme, bağlamsal benlik. Değer ve eylem süreçleri: Değerlerin belirlenmesi, kararlı eylemler. ACT Teknikleri ve Araçları Bilişsel defüzyon teknikleri: Metaforlar, egzersizler. Değer odaklı yaşam: Danışanların değerlerini keşfetmeleri ve bu doğrultuda hareket etmeleri. An ile temas ve farkındalık egzersizleri. ACT'nin Uygulama Alanları Anksiyete bozuklukları, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu. Kronik ağrı ve yeme bozuklukları. Madde bağımlılığı ve kanser hastalarına psikolojik destek. Vaka Çalışmaları ve Uygulamalı Eğitim Gerçek vakalar üzerinden analizler. Katılımcıların sürece aktif katılımını teşvik eden pratik uygulamalar. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) Seminerinin Kazanımları Psikolojik esneklik kavramını anlamak ve danışanlarla uygulayabilmek. ACT'nin temel tekniklerini öğrenmek ve terapi sürecinde kullanmak. Danışanların değer odaklı yaşam sürmelerine rehberlik etmek. Zihinsel süreçlerle başa çıkma ve danışanların yaşantısal kaçınmalarını azaltma becerisi kazanmak. Farkındalık ve kabul odaklı yaklaşımları terapötik sürece entegre edebilmek. Psikoloji Seminerlerine Nasıl Kayıt Olabilirsiniz? Başvuru ve Ücret Bilgisi Sayfada yer alan bağlantı üzerinden tercih ettiğiniz seminer programını kolayca satın alabilirsiniz. Oluşturacağınız hesabınız ile internet adresimiz üzerinden ödeme işlemini gerçekleştirebilir, seminer videolarına hemen erişim sağlayabilirsiniz. Ödeme ve Kayıt İşlemleri Seminer ücretini yatırarak kayıt işlemlerinizi tamamlayabilirsiniz. Sistem üzerinden ödeme seçeneklerinden yararlanarak işlemi kolayca gerçekleştirebilirsiniz. Sorularınız için +90 501 112 35 75 numaralı WhatsApp hattımıza ulaşabilirsiniz. Seminere Katılım ve Sürekli Erişim Kayıt işlemleriniz tamamlandığında, seminer programına hemen katılabilirsiniz. Modüllere istediğiniz zaman erişim sağlayabilir ve eğitim sürecinizi kendi hızınıza göre ilerletebilirsiniz. Modülleri tamamladıktan sonra, katılım belgesi almaya hak kazanırsınız. Ayrıca, hesabınız üzerinden seminer içeriğine ve materyallerine sürekli erişim imkanınız olacaktır.
- Sosyal Fobi | İzmir Altuğ Psikoloji
İzmir’de sosyal fobi terapisi ile kaygılarınızın üstesinden gelin. Sosyal anksiyete, çekingenlik ve özgüven eksikliğini yenmek için uzman desteği alın. Çocuk, ergen ve yetişkinlere özel sosyal fobi tedavi yöntemleriyle daha rahat ve özgür bir yaşamın kapılarını aralayın. Sosyal Fobinin Nedenleri ve Etkileri Sosyal Fobi Testi Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği Teste Başla Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği, Dr. Michael R. Liebowitz tarafından geliştirilmiştir. Dr. Liebowitz, bir psikiyatristtir ve sosyal anksiyete bozukluğu (sosyal fobi) alanında önemli bir uzmandır. Bu ölçek, sosyal anksiyete bozukluğunu değerlendirmek amacıyla 1987 yılında geliştirilmiştir. 48 sorudan oluşmaktadır. Ölçeğin geçerliliği, genellikle bilimsel çalışmalarla ve klinik uygulamalarla desteklenir. Bu nedenle, bir uzman tarafından uygun şekilde uygulandığında ve sonuçlar yeterince dikkate alındığında, Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği, sosyal anksiyete bozukluğunu değerlendirmek için güvenilir bir araç olarak kabul edilir. Ancak bu tür bir ölçeğin sonuçları her zaman bir uzman tarafından yorumlanmalı ve teşhis koymak için tek başına kullanılmamalıdır. Sosyal anksiyete bozukluğu veya herhangi bir psikolojik rahatsızlık teşhisi, bir uzman tarafından tam bir klinik değerlendirme sonucunda konulmalıdır. SOSYAL FOBİ BELİRTİLERİ Sosyal fobi veya sosyal anksiyete bozukluğu, sosyal durumlarla ilişkili yoğun kaygı ve rahatsızlık duyguları ile ilişkilidir. Sosyal fobi, kişinin günlük yaşamını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilecek ciddi bir psikolojik rahatsızlıktır. Bu bozukluğun belirtileri arasında şunlar bulunmaktadır: -Yoğun Kaygı: Sosyal fobi belirtileri arasında en belirgin olanı, sosyal durumlarda yoğun kaygı ve endişe duygularıdır. Kişiler, başkaları tarafından eleştirilme, küçük düşürülme veya reddedilme korkusu yaşar. -Kaçınma Davranışları: Sosyal fobi olan kişiler, sosyal durumlardan kaçınma eğilimindedirler. Örneğin, kalabalık yerlere gitmekten veya topluluk önünde konuşma yapmaktan kaçınabilirler. -Fiziksel Belirtiler: Sosyal fobi belirtileri arasında titreme, terleme, kızarma, mide rahatsızlıkları, çarpıntı gibi fiziksel belirtiler de bulunabilir. -Sürekli Endişe: Sosyal fobi olan kişiler, sosyal etkileşimler öncesinde uzun süreli endişe yaşayabilirler ve bu endişe normal sosyal aktivitelerini kısıtlayabilir. -Kendi Kendine Eleştirme: Sosyal fobi belirtileri genellikle kişinin kendini sürekli olarak eleştirmesiyle ilişkilendirilir. Kişi kendi davranışlarını, görünüşünü veya konuşmasını sürekli olarak sorgular. -Fiziksel Durum Değişiklikleri: Sosyal fobi sırasında, kişinin kalp atışları hızlanabilir, solunumu hızlanabilir ve kas gerginliği artabilir. -Sosyal İzolasyon: Sosyal fobi olan kişiler, sosyal aktivitelerden kaçındıkça sosyal izolasyona girebilirler, bu da kişisel ilişkileri olumsuz etkileyebilir. SOSYAL FOBİNİN NEDENLERİ Sosyal fobi, birçok etkenin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkabilen bir durumdur ve her bireyde farklı nedenlere dayanabilir. Sosyal fobi veya sosyal anksiyete bozukluğunun tam nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte bu durumun birkaç olası nedeni ve risk faktörü vardır. Sosyal fobiye yol açabilecek potansiyel etkenler şunlar olabilir: -Genetik Faktörler: Aile geçmişi, sosyal fobi riskini artırabilir. Aile üyelerinde sosyal anksiyete bozukluğu olan kişilerde bu rahatsızlığı geliştirme olasılığı daha yüksektir. -Beyin Kimyası: Beyindeki kimyasal dengesizlikler veya nörotransmitterlerdeki sorunlar, sosyal fobi riskini artırabilir. Özellikle serotonin düzeylerindeki düzensizlikler sosyal anksiyete ile ilişkilendirilmiştir. -Çocukluk Deneyimleri: Travmatik veya olumsuz sosyal deneyimler, çocukluk dönemindeki zorlu deneyimler, kişinin sosyal fobi geliştirme riskini artırabilir. -Sosyal Öğrenme: Aile veya çevre tarafından sosyal olarak utandırıcı veya eleştirici bir şekilde yetiştirilme, kişinin sosyal fobi geliştirme olasılığını artırabilir. -Biyolojik Faktörler: Bazı araştırmalar, sosyal fobiye neden olan biyolojik faktörlerin varlığını işaret eder. Bu faktörler arasında sinir sistemi reaktivitesi ve beyin yapısındaki farklılıklar bulunabilir. -Kimlik ve Kendine Güven: Zayıf özsaygı, düşük özsaygı veya kendine güven eksikliği, sosyal fobi gelişme riskini artırabilir. -Sosyal İzolasyon: Çocukluk veya gençlik dönemindeki sosyal izolasyon, sosyal becerilerin gelişimini olumsuz etkileyebilir ve sosyal fobi riskini artırabilir.
Programlar (153)
- Yetişkinlere Uygulanan Psikolojik Testler Semineri
Uzm. Kl. Psk. Tolga Altuğ’un anlatımıyla psikolojik testler hakkında detaylı bilgiler edinebileceğiniz bu eğitimde, DSM-5 tanı kriterlerine uygun bir şekilde danışanlarınızın psikolojik rahatsızlık eğilimlerini ölçme ve değerlendirmeniz konusunda meslek hayatınızda ihtiyacınız olabilecek güvenirlik ve geçerlik testleri yapılmış yetişkin psikolojik testlerini öğreniyor olacaksınız.
- Adli Psikoloji Semineri
Psikolog & Aile Danışmanı Damla Altuğ’un anlatımıyla sunulan bu eğitim, adli psikolojiyi, psikoloji ve hukukun kesişiminde yer alan bir uzmanlık alanı olarak ele almaktadır. Suçun ardındaki psikolojik unsurlar, mağdur psikolojisi ve cezai ehliyet gibi konuları kapsamaktadır. Eğitimde, Adli Psikoloji’nin genel tanımı ile adli psikologların çalışma alanları ve görev yaptıkları mekanlar detaylı bir şekilde incelenmiştir.
- Çocuklarla Görüşme Teknikleri Semineri
Psikolog & Aile Danışmanı Damla Altuğ’un anlatımıyla düzenlenen bu eğitim, çocukların duygusal ihtiyaçlarını anlamak ve onlarla etkili iletişim kurmak amacıyla tasarlanmıştır. Çocuk terapisine dair teorik ve pratik bilgiler sunarak, çocuklarla çalışan profesyonellere iletişim ve seans yönetimi konularında rehberlik etmeyi hedeflemektedir.










