Kaybetme Korkusu Yüzünden Kendinizden Vazgeçiyor Olabilir misiniz?
- Altuğ Psikoloji

- 2 saat önce
- 3 dakikada okunur

Bir ilişkiyi kaybetmemek için sürekli alttan alan taraf siz misiniz?
Hayır dememek, kırıldığınız halde susmak, karşı taraf gitmesin diye kendi ihtiyaçlarınızı ertelemek, sürekli anlayış gösteren taraf olmak, mesajlara geç cevap geldiğinde yoğun kaygı hissetmek, terk edilme ihtimali karşısında paniklemek…
Bazen insanlar bir ilişkiyi değil o ilişkinin kaybıyla birlikte hissedecekleri yalnızlığı, değersizliği ve boşluğu kaybetmekten korkarlar. Bu yüzden ilişki ilerledikçe kişi fark etmeden kendisini geri plana atmaya başlayabilir. Çünkü zihnin derininde şu düşünce vardır:
''Kendim gibi davranırsam gider, sınır koyarsam beni sevmez ve rahatsız olduğumu söylersem benden uzaklaşır.
İşte tam bu noktada sevgi ile kaygı birbirine karışmaya başlar.
Kaybetme Korkusu Nedir?
Kaybetme korkusu; kişinin sevdiği insanı, ilişkiyi, ilgiyi veya duygusal bağı kaybetme ihtimaline karşı yoğun kaygı yaşamasıdır. Bu korku çoğu zaman sadece romantik ilişkilerde görülmez; arkadaşlıklarda, aile ilişkilerinde, iş ortamında hatta sosyal medyada bile ortaya çıkabilir. Ancak özellikle romantik ilişkilerde çok daha yoğun hissedilir. Çünkü romantik bağlar, çocukluk dönemindeki bağlanma ihtiyaçlarını tetikleyebilir. Bu yüzden bazı insanlar ilişkilerde normal bir mesafe değişimini bile tehdit gibi algılar. Örneğin; partnerin kısa cevap vermesi, eskisi kadar ilgi göstermemesi, yalnız kalmak istemesi, yoğun olması, daha az mesaj atması
kişide büyük bir terk edilme alarmı yaratabilir.
Kaybetme Korkusu Olan İnsanların Ortak Özellikleri
Kaybetme korkusu yaşayan bireylerde sık görülen bazı davranışlar vardır:
1. Sınır Koymakta Zorlanmak
Rahatsız olduğunuzu belirtememek, sürekli anlayış göstermek, karşı taraf kırılmasın diye kendi duygularını bastırmak…
Çünkü bilinçdışında şu korku vardır:
''Sınır koyarsam gider.''
Bu yüzden kişi zamanla ilişki içinde kendi benliğini kaybetmeye başlayabilir.
2. Sürekli Güvence Aramak
''Beni seviyor musun?''
''Bir sorun mu var?''
''Bana kızgın mısın?''
''Eskisi gibi hissetmiyorsun sanki…''
Bu soruların altında genellikle yoğun ilişki kaygısı bulunur. Kişi ilişkinin bittiğine dair kanıt aramaz. Aslında güvende hissetmeye çalışır.
3. Fazla Düşünmek (Overthinking)
Kaygılı bağlanma yaşayan bireylerin zihni çoğu zaman sürekli analiz halindedir.
''Neden böyle yazdı?''
''Neden kısa cevap verdi?''
''Acaba benden sıkıldı mı?''
''Bir hata mı yaptım?''
''Başkası mı var?''
Beyin sürekli olası tehditleri tarar. Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk yaratabilir.
4. Kendini Fazla Feda Etmek
Bazı insanlar ilişkilerde fazla veren taraf olur. Sürekli anlayış gösterir, sürekli özür diler, sürekli telafi etmeye çalışır, karşı tarafın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. Başta bu davranış modeli fedakarlık gibi görünebilir ama bazen bunun altında terk edilme korkusu vardır.
Çünkü kişi şunu düşünür:
''Ne kadar çok verirsem o kadar vazgeçilmez olurum.''
5. Yalnız Kalma Korkusu
Kaybetme korkusu yaşayan bazı bireyler için yalnızlık sadece yalnızlık değildir.
Yalnızlık; değersizlik, sevilmeme, terk edilme ve yetersizlik duygularını tetikleyebilir. Bu yüzden bazı insanlar sağlıksız ilişkilerde bile kalmaya devam edebilir.
Kaybetme Korkusu Neden Oluşur?
Bu korkunun altında çoğu zaman erken dönem ilişki deneyimleri vardır.
Özellikle; tutarsız sevgi, eleştirel ebeveyn tutumu, duygusal ihmal, terk edilme deneyimleri, çocukluk travmaları, güvenli bağ kuramamak kişinin yetişkinlik ilişkilerini etkileyebilir.
Çocuk zihni sevgiyi şöyle öğrenebilir:
''Sevilmek için uslu olmalıyım, sorun çıkarırsam terk edilirim, ihtiyaçlarım fazla veya beni bırakabilirler.''
Yetişkinlikte ise kişi ilişkilerde sürekli tetikte hissedebilir.
Sevgi mi Kaygı mı?
Bu soru çok önemlidir.
Çünkü birçok insan yoğun duyguyu aşk zannedebilir. Oysa bazen hissedilen şey sevgi değil kaybetme korkusudur. Sağlıklı sevgide; güven, alan, bireysellik ve rahatlık vardır. Kaygılı ilişkilerde ise sürekli tetikte olma, aşırı düşünme, kontrol etme ihtiyacı, onay arama ve kaybetme korkusu ön plana çıkabilir.
Kendinizden Vazgeçtiğinizi Gösteren İşaretler
Eğer ilişkide; sürekli siz özür diliyorsanız, kendi ihtiyaçlarınızı erteliyorsanız, hayır diyemiyorsanız ve sınır çizemiyorsanız, mutsuz olduğunuz halde kalıyorsanız, karşı taraf üzülmesin diye kendinizi bastırıyorsanız, yalnız kalmamak için ilişkiye tutunuyorsanız, sürekli onay ihtiyacı hissediyorsanız kendinizden uzaklaşıyor olabilirsiniz. Çünkü sağlıklı ilişkiler kişinin kendisini küçültmesini gerektirmez.
Kaybetme Korkusu İlişkileri Nasıl Etkiler?
İronik şekilde, yoğun kaybetme korkusu bazen ilişkiyi daha da zorlayabilir.
Çünkü kişi; aşırı hassaslaşabilir, fazla kontrolcü davranabilir, sürekli güvence isteyebilir, karşı tarafın davranışlarını aşırı analiz edebilir ve bu durum ilişkide baskı yaratabilir. Sonrasında kişi gerçekten uzaklaşma gördüğünde korkusu daha da büyüyebilir. Ve döngü devam eder.
Kaybetme Korkusu ile Nasıl Baş Edilir?
İlk adım fark etmektir.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
Bu ilişkide gerçekten ne hissediyorum?
Sevilmek için kendimden vazgeçiyor muyum?
Sınır koyduğumda neden suçlu hissediyorum?
Yalnızlık benim için ne anlam taşıyor?
Partnerimi mi seviyorum yoksa kaybetmekten mi korkuyorum?
İlişkide rahat mıyım yoksa sürekli tetikte mi?
Bu sorular kişinin kendi bağlanma örüntülerini anlamasına yardımcı olabilir.
Terapi Süreci Neden Önemlidir?
Kaybetme korkusu çoğu zaman öyle sanılsa da sadece özgüven eksikliği değildir.
Bu durum:
bağlanma stilleri,
çocukluk deneyimleri,
değersizlik şemaları,
terk edilme şeması,
ilişki travmaları; ile bağlantılı olabilir.
Psikoterapi sürecinde kişi:
ilişki döngülerini fark etmeyi,
sınır koymayı,
duygularını regüle etmeyi,
sağlıklı bağ kurmayı,
kendilik değerini ilişki dışında da hissedebilmeyi; öğrenebilir.
Çünkü gerçek güven, birinin gitmeyeceğinden emin olmak değil biri gitse bile kendi benliğinizi kaybetmeyeceğinizi hissedebilmektir.
Bir ilişki uğruna sürekli kendinizi küçültüyor, bastırıyor veya yok sayıyorsanız bu sevgi değil kaybetme korkusu olabilir. Hiç kimse sevilmek için kendisinden vazgeçmek zorunda değildir. Sağlıklı ilişkiler; sürekli kaygı hissettiren değil kişinin kendisi gibi hissedebildiği ilişkilerdir.
Farkındalık ve sevgi ile kalın.




Yorumlar