top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 256 sonuç bulundu

  • Toksik İlişkilerde Kalma Dinamiği

    Altuğ Psikoloji ''Bu ilişki beni yıpratıyor ama neden ayrılamıyorum?'' sorusunu daha önce hiç kendinize sorduğunuz oldu mu? Bu, toksik ilişkiler içinde sıkça hissedilen bir ikilemdir. Pek çok insan, defalarca ayrılmayı denese de geri döner ya da gitmeye hiç cesaret edemez. Peki neden? Toksik ilişkiler yalnızca duygusal bağlarla değil, beynimizin işleyişi, düşünce kalıplarımız ve geçmiş bağlanma deneyimlerimizle de şekillenir. Gelin, bu dinamikleri birlikte keşfedelim.   Bağlanma Stilleri ve İlişkide Kalma Eğilimi   Bağlanma teorisine göre , bireylerin erken çocukluk dönemi  yaşantılarında ebeveynleriyle kurduğu bağlanma ilişkisi ,yetişkinlik  dönemlerinde kurdukları ilişkileri  etkileyebilir ve benzer ilişki dinamikleri içerisinde kalmalarına neden olabilir.   Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, ilişkilerinde reddedilme ve terk edilme korkusuyla partnerlerine sıkı sıkıya bağlanabilir ve ilişkideki olumsuzlukları görmezden gelebilir ya da tolere edebilirler.   Öte yandan, kaçınmacı bağlanma stiline sahip olan bireyler, yakın ve duygusal ilişki kurmaktan kaçınsalar da tamamen yalnız kalmaktan korktukları için ilişkiyi tamamen bitirmek yerine mesafeli bir şekilde sürdürmeye çalışabilirler.       Nörobiyolojik Süreçler   Toksik ilişkilerde yaşanan iniş çıkışlar, beynin ödül sistemini etkileyerek bağlanmayı güçlendirebilir. İlişkinin iyi anlarında dopamin salınımı artarken, olumsuz anlarda azalır. Partneriniz özür dilediğinde, ilgi gösterdiğinde veya güzel bir an yaşandığında dopamin tekrar yükselir ve beynin ödül merkezi harekete geçerek rahatlama hissi yaratır.   Bu dalgalanmalar, ilişkiye bağımlılığı pekiştiren bir döngü oluşturabilir. Partneriniz bazen soğuk ve ilgisizken bazen aşırı sevgi doluysa, beyniniz o kısa mutluluk anlarını daha çok arzulamaya başlar. Tıpkı bir kumar makinesi gibi, bir sonraki ödülü umarak ilişkiye daha fazla yatırım yaparsınız.     Bilişsel Çarpıtmalar ve Psikolojik Faktörler   Toksik ilişkilerde kalmayı sürdüren bireyler çeşitli bilişsel çarpıtmalar geliştirmiş olabilir ve bu çarpıtmalar, bireyin toksik ilişkide kalma motivasyonunu arttırarak gerçekçi bir değerlendirme yapmasını zorlaştırır.   Çarpıtılmış düşünce: “Eğer daha çok çabalarsam, ilişki düzelecek.”   Birey, partnerinin ilgisiz veya zarar verici davranışlarının kendi hatası olduğunu düşünebilir. Daha çok çabalarsa ya da daha anlayışlı olursa ilişkinin düzeleceğine inanabilir.    Gerçek: Sağlıklı bir ilişki, iki tarafın da  çaba göstermesiyle mümkündür. Değişim, ancak kişi bunu gerçekten ister ve bu yönde bilinçli adımlar atarsa gerçekleşebilir.     Çarpıtılmış düşünce: Partnerimin sevgisini ve onayını kazanırsam, değerli olduğumu kanıtlarım.   Kişi, kendi değerini sadece partnerinin ona olan sevgisi ve onayı üzerinden tanımlıyor olabilir ve kendini değerli hissetmek için partnerinden gelecek olumlu geri bildirimlere yoğun ihtiyaç duyuyor olabilir. Bu özellikle düşük benlik saygısına sahip bireylerde sık görülür.   Gerçek: Sağlıklı bir ilişkide bireyler, sevildiklerini hissetmek ister ancak bu ,kişisel değerlerinin tek kaynağı olmamalıdır.Gerçek değer, başkalarının takdirine değil, bireyin kendine duyduğu saygı ve öz kabulüne dayanmalıdır.     Çarpıtılmış düşünce: '' Eğer bu ilişkiden ayrılırsam, bir daha kimse beni sevmez.''   Kişi ,ilişkide sürekli eleştiriliyor veya değersiz hissediyor olsa bile ayrılmaktan korkabilir ve  ''kimse beni istemeyecek'' , ''yalnız kalmaktan iyidir'' düşünceleriyle kendini bu sağlıksız ilişkide kalmaya ikna ediyor olabilir.   Gerçek: Bu durum uzun vadede bireyin psikolojik sağlığına zarar verir ve  bireyin kendini daha yalnız ve sevgisiz hissetmesine neden olabilir.   Çarpıtılmış düşünce: ''Tüm ilişkilerde sorunlar olur, bizimkisi sadece biraz daha zor.”   Kişi ,yaşadığı olumsuz durumları ve sağlıksız ilişki dinamiklerini normalleştirerek sorunları göz ardı edebilir . Ya da partnerin manipülatif ya da zarar verici davranışlarını romantize edebilir ("Beni kıskandığı için böyle yapıyor." gibi).     Gerçek: Sağlıklı ilişkilerde de zorluklar olabilir, ancak bu sürekli duygusal zarar görmek anlamına gelmez.   Peki, Ne Yapabiliriz?   Farkındalık Kazanmak: İlişkinizde sizi en çok yıpratan durumları, hangi korku ve kaygılarınızın sizi bu ilişkide kalmanızı sağladığını ,gerçekçi bir değerlendirme yapmanızı zorlaştıran bilişsel çarpıtmalarınızın olup olmadığını fark etmeye çalışın.      Destek Almak: Bir terapistten yardım almak, ilişkilerdeki bağımlılık dinamiklerini çözmenize yardımcı olabilir.   Kendinize Dönmek: İlişkideki rollerinizden bağımsız olarak kim olduğunuzu hatırlayın. Neleri seviyorsunuz, neler sizi mutlu ediyor? Kendinizi olduğunuz gibi ifade edebiliyor musunuz ,yoksa uyum sağlamak için değişmek zorunda mı hissediyorsunuz? Bu ilişkide sınırlarınız saygıyla karşılanıyor mu? Kendi ihtiyaçlarınızı ve isteklerinizi göz ardı etmeden var olabiliyor musunuz?   Unutmayın ; Sağlıklı bir ilişki, sizi tüketen değil, güçlendiren bir bağdır. Değişim zor olabilir, ancak kendi değerinizin farkına vardığınızda ve sağlıklı sınırlar koyduğunuzda, gerçekten sevildiğiniz ve kendiniz olabildiğiniz ilişkileri deneyimleme şansınız artar. Psikolog Çiğdem Bulut

  • Film Analizi: Her (Aşk)

    Her (Aşk) - (2013) Spike Jonze’un yazıp yönettiği ve 2013’te vizyona giren Her , bilim kurgu, romantizm ve dram unsurlarını bir araya getirerek insan ve yapay zekâ arasındaki ilişkilerin derinliklerine inmeyi amaçlayan çarpıcı bir yapım. Film, yakın gelecekte Los Angeles'ta geçiyor ve başrol Joaquin Phoenix'in canlandırdığı yalnız bir adam olan Theodore Twombly’nin hikayesini anlatıyor. Theodore, teknolojiye ve dijital bir dünyaya bağımlı bir gelecekte aşkı yeniden tanımlarken, izleyiciyi modern yalnızlık, bağlanma ve insan-doğa ilişkileri gibi konularda düşündürüyor. Film, yalnızca Theodore’un yüzünü gördüğümüz bir açı ile başlar. Burada Theodore’un yüzündeki tüm mimikleri görürüz. Theodore’un ne hissettiğini görmemiz içindir bu başlangıç. Theodore, bir yıldönümü kutlama mektubunu sesli komut ile yazıyordur. Sonrasında bunu yalnızca Theodore’un değil yanındaki diğer insanların da yaptığını ve bunun mesleği olduğunu, yani sipariş üzerine insanlar için onlardan aldığı bilgileri kullanarak hayalet yazarlık yaptığını anlarız. Filmin girişi Theodore’un yüzüyle yapması ilginçtir çünkü hissettiği duygular kendine ait değil. Adına yazdığı kişinin duygularını replike etmektedir. Bu da daha sonrasında göreceğimiz filmin de sorguladığı noktalardan biri olan yapay zekanın taklit ile bir şeyler hissedip hissedemeyeceğidir. Yalnızlık ve Teknoloji İçinde Sıkışmış Bir Dünya Film, toplumsal anlamda artan bireysellik, yüzeysel ilişkiler ve teknoloji bağımlılığının hüküm sürdüğü bir dünyada, Theodore’un yalnızlığını gözler önüne serer. Theodore, kalabalıklar arasında yalnızdır ve bu yalnızlığı yüzeysel ilişkilerle gidermeye çalışır. Uyuyamadığı bir gece, bir uygulama üzerinden rastgele eşleştiği bir kadınla cinsel sohbet etmeye çalışır; ancak konuşmanın ilerleyen anlarında kadının ölü bir kediyle ilgili fantezi kurması, Theodore’un duygusal boşluğunu doldurmak için yaptığı bu yüzeysel girişimi başarısızlıkla sonuçlandırır. Bu yüzeysel sohbetin ardından Theodore, daha anlamlı bir bağ kurmak ihtiyacıyla, reklamında “sezgileri olan, sizi dinleyen, anlayan ve tanıyan bir varlık” sloganıyla tanıtılan OS1 adlı yeni bir yapay zekâ sistemi satın almaya karar verir. Samantha ile Tanışma: Bağ Kurma İhtiyacı Theodore’un OS1 sistemini kurarken sesi kadın sesi olarak seçmesi, izleyiciye bu bağın romantik bir beklentiyle kurulduğunu düşündürür. Sistemin kurulmasının ardından, Samantha ismini seçen yapay zeka, kendisini sezgilere ve sürekli gelişen bir kişiliğe sahip bir varlık olarak tanıtır. Samantha’nın bu tür insan özelliklerine sahip oluşu, Theodore’a ve izleyiciye yapay zekânın “gerçek” hisleri olup olamayacağı sorusunu akla getirir. Samantha, zekâsını ve yaratıcılığını kullanarak espriler yapabilmekte, yeni şeyler öğrenmekte ve Theodore ile insan ilişkilerinde önemli sayılabilecek bir bağ kurmaktadır. Bu, yapay zekânın bir insan gibi yaratıcı ya da duyarlı olup olamayacağı üzerine önemli bir tartışmaya olanak tanır. Theodore, Samantha ile arkadaşları tarafından ayarlanan bir buluşmaya gitme konusunda tereddüt ederken, Samantha onu cesaretlendirir ve bu sahne, onların arasındaki dostluk ve güven bağının ilk örneğidir. Theodore, bu dostluk sayesinde günlük hayatında daha neşeli ve pozitif bir ruh haline bürünür, Samantha’nın varlığı ona hayatında eksikliğini hissettiği anlamı geri getirir. Aşk ve Geçmişin Yükü: Yalnızlıktan Kurtuluş mu? Theodore arkadaşlarının ayarladıkları buluşmaya gider ve kadınla hoş bir gece geçirir. Fakat Theodore bir gecelik bir ilişki arayışındayken kadın ciddi bir ilişki beklentisindedir. Bu beklenti ve arayış uyuşmazlığı nedeniyle taraflar ayrılır. Theodore normalde kırmızı renkte kıyafet giyerken bu buluşmaya sarı renkte gömlek ile gelmiştir. Kırmızı rengi filmde aşkı ve romantizmi sembolize eder. Yapay zeka sistemi olan Samantha’nın, evliliğinde karısıyla oturdukları koltuğun, ve Thodore’un kıyafetlerinin kırmızı olması tesadüf değildir. Yani buluşmanın Theodore açısından bir aşk veya sevgi barındırmadığını, film bize kullandığını renkler ile anlatır. Başarısız geçen buluşma sonrası Theodore’un evde Samantha ile dertleştiği sahne film için çok önemli bir kırılma noktasıdır. Bu sahnede Theodore yalnız olduğunu ve eskisi gibi bir şeyler hissedemediğini belirtirken Samantha ise bir şeyler hissettiğini fakat bu hislerin gerçek mi yoksa programının mı bir parçası olduğunu anlayamadığı için acı çektiğini ve bir bedene sahip olmanın ne olduğunu merak ettiğini söyler. İkisi de hissetme ve duygu yaşama konusunda farklı açılardan sorunlar yaşamaktadır. Buluştukları bu ortak paydada Thodore ile Samantha duygusal bir birliktelik yaşarlar. Aralarında bir aşk başlar. İlerleyen sahnelerin birinde Theodore’un Samantha ile yaptığı bir sohbet esnasında Samantha “Geçmiş kendimize anlatıp durduğumuz hikayelerden ibaret” der. Bu cümlenin hiç de azımsanmayacak bir tarafı vardır. Çünkü bizler geçmişi değişmez bir şekilde hafızamızda tutmayız. Yaşantımız, hislerimiz ve düşüncelerimiz geçmişi sürekli baştan yaratır. Yani geçmiş organik bir yapıdır. Bu da Theodore için geçmişi farklı konumlandırıp geleceğe bakabilmesi için bir alan yaratır. İlişkide Çatışmalar ve Kırılma Noktaları Öte taraftan artık evliliğinin yasını tamamlamış olan Theodore, boşanmak için evrakları imzalamaya hazırdır. Theodore boşanma belgesini imzalamak için eşiyle (Catherine) buluştuğunda konu Samantha’ya gelir ve Catherine, Theodore’a “gerçek hisleri aldıramamana üzüldüm” der. Bu söz filmin ikinci kırılma noktasını tetikler. Theodore her ne kadar Samantha’nın hislerinin gerçek olduğunu düşünse de ilişkisi hakkında düşünmeye ve Samantha ile daha az görüşmeye başlar. Theodore için Samantha’nın insan olmaması rahatsız edici olmaya başlar. Onun bir bedene sahip olmadığı ve olamayacağı düşüncesi Theodore için üstesinden gelemediği bir sorun haline gelir. Ortadaki sorunu fark eden Samantha’nın artık bir insan gibi değil kendi olduğu hali gibi davranacağını belirtmesi ve Theodore’a olan sevgisini rasyonelleştiremediğini belirtmesi aralarındaki sorunu aşmalarında ve birbirlerini oldukları gibi kabul etmelerine imkan sağlar. İlişkileri tekrar düzgün bir zemine oturur ama Samantha ile arasının düzelmesi sahte bir zaferdir. Film bizi climax’e taşırken etkiyi artırmak için manipüle eder. Araları düzeldikten bir süre sonra Samantha, ayrıca başka bir yapay zeka ile konuştuğundan ve karışık hissettiğinden bahseder. Bu sahnede bazı şeylerin tekrar bozulacağını anlarız ve sonraki sahnede gösterilen ocaktaki kaynayan demlik kurgu ile bizde gerilimli bir şeylerin geldiğinin haberini verir. Çözülme: Ayrılık ve Geçmişe Dair Yeniden Bir Anlam Bulma Theodore’un şans eseri Samantha’nın aynı anda başka binlerce işletim sistemi ile konuştuğunu ve bunların 641 tanesine aşık olduğunu öğrenir. Bu insanların algılayamayacağı bir durumdur. İnsan doğası ve daha özelinde aşk: binlerce yılda iki insan arasındaki birlikteliği sağlamak ve geleceğe dair bir güvence oluşturmak adına evrimleşmiştir. İnsan aşık olduğu kişinin kendisine özgü olmasını ve aynı duyguların karşılıklı olmasına yönelik güdülere sahiptir. Bu kısım filmin climax anıdır, Theodore Samantha ile ilişkisini yürütemeyeceğini anlar. Öte yandan Samantha da Theodore ile olan ilişkisine artık devam edemez ve Theodore’dan ayrılır. Film bu noktada çözümleme aşamasına girer. Theodore eski eşi olan Catherine’e mektup yazar. Mektubunda geçmişte yaşadıkları iyi ve kötü şeylerle birlikte büyüdüklerini ve olduğu kişi olmasında ondan bir parça taşımasına minnettar olduğunu söyler. Theodore geçmiş hikayesini artık farklı yazar. Theodore, başkasının mektubunu yazarak başlattığı filmi kendi mektubunu yazarak bitirir. Sonuç: İnsan ve Teknoloji Arasında Bir Duygusal Yolculuk Her , yalnızlık, bağlanma ve teknolojinin insan hayatındaki yerini sorgularken, bireyin kendini anlaması ve dönüşmesi üzerine derin bir anlatı sunar. Theodore’un Samantha ile olan ilişkisi, yalnızca aşkın doğasını değil, aynı zamanda duyguların ve bağların insan olmanın temelindeki yerini de irdeler. Samantha’nın varlığı Theodore’a yalnızlıkla başa çıkmayı ve geçmişin yüklerinden sıyrılmayı öğretirken, ayrılıkları insan ve teknoloji arasındaki sınırların kaçınılmazlığını ortaya koyar. Filmin sonunda Theodore’un eski eşine yazdığı mektup, onun büyüyerek duygusal olgunluğa ulaştığını ve geçmişi farklı bir perspektiften anlamlandırdığını gösterir. Her , izleyiciyi, modern dünyada anlam arayışı ve insan-doğa ilişkileri üzerine düşünmeye davet ederken, teknolojiyle kurulan bağların insan duygularını dönüştürme gücünü de cesurca sorgular.                                                                                                    Emirhan USLU Ege Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

  • Günümüzde Flört Kültüründeki Güncel Terimler Nelerdir?

    Modern dünyada flört etmek, teknoloji ve sosyal medyanın etkisiyle büyük bir değişim geçirdi. Günümüzde ilişkilerde yeni dinamikler ortaya çıkarken flört sürecinde sıkça karşılaşılan bazı kavramlar da popüler hale geldi. Ghosting, breadcrumbing, benching gibi terimler özellikle çevrimiçi flört dünyasında sıkça yaşanan durumları tanımlıyor. Peki bu terimler ve anlamları nelerdir? Ghosting: Aniden Ortadan Kaybolmak Ghosting, bir kişinin herhangi bir açıklama yapmadan aniden iletişimi kesmesi ve ortadan kaybolması anlamına gelir. Genellikle mesajlara cevap vermemek, aramalara dönmemek ve sosyal medyada tamamen sessiz kalmak şeklinde gerçekleşir. Ghosting'in nedenleri arasında ilgisizlik, çatışmalardan kaçınma isteği veya duygusal olgunluk eksikliği yer alabilir. Ancak ghosting'e maruz kalan kişi için bu durum büyük bir belirsizlik ve hayal kırıklığı yaratabilir. Breadcrumbing: Sahte Umutlar Vermek Breadcrumbing, bir kişinin karşı tarafa sürekli küçük ilgi kırıntıları vererek (ara sıra mesaj atmak, beğeni bırakmak vb.) ilişkiyi sürdürüyormuş gibi yapmasıdır. Ancak bu kişiler genellikle ciddi bir ilişki düşünmezler ve karşı tarafı sadece seçenek olarak tutmak istiyor olabilirler. Breadcrumbing'e maruz kalan kişi, sürekli olarak umutlandırılır ancak gerçek bir ilişkiye hiçbir zaman ulaşamaz. Benching: Yedekte Tutmak Benching, bir kişinin karşısındakiyle düzenli olarak flört etmesine rağmen onu hiçbir zaman birinci öncelik yapmaması durumudur. Yani, kişi bir ilişki içinde gibi davranır ama ciddi bir bağ kurmaz. Bu durum dakarşı tarafa "yedekte tutuluyormuş" hissi verebilir ve uzun vadede ciddi bir duygusal yıpranmaya neden olabilir. Cushioning: Alternatifleri Elde Tutmak Cushioning, bir kişinin mevcut ilişkisinden tamamen ayrılmadan olası alternatiflerle flört etmeye devam etmesidir. Kişi, ilişkisi başarısız olursa yedekte bir seçeneği olsun diye başka insanlarla iletişimini koparmaz. Bu durum sadakat konusunda ciddi sorunlar yaratabilir. Orbiting: Sessizce İzlemeye Devam Etmek Orbiting, bir kişinin flört süreci sona ermesine rağmen sosyal medya üzerinden eski partnerini takip etmeye devam etmesi anlamına gelir. Beğeniler, hikayeleri görüntüleme veya ara sıra etkileşimde bulunma gibi durumlar orbiting örnekleridir. Orbiting, kişinin tam olarak ayrılmadığı ve belirsizlik içinde kalmasına neden olabilir. Love Bombing: Aşırı İlgi Göstermek Love bombing, bir kişinin başlangıçta aşırı ilgi ve sevgi gösterip partnerini duygusal olarak kendisine bağımlı hale getirdikten sonra aniden soğuması ve ilgisini kesmesi durumudur. Manipülatif bir davranış olan love bombing, ilişkilerde ciddi güven sorunlarına yol açabilir. Bu davranış modelinde partnere sürekli hediyeler almak, ona sürekli iltifatlarda bulunmak, sınır konulmasını istememek, ruh eşi olduğunuza ikna etmeye çalışmak gibi özellikle dopamin artırıcı idealleştirmeler yer alır sonradan değer kaybı ortaya çıkar; toplum içinde mükemmel görünen partneriniz ve ilişkiniz gerçek hayatınızda bir toz bulutuna dönüşmüş olabilir. 7. Slow Fading: Yavaş Yavaş Ortadan Kaybolmak Ghosting kadar ani olmasa da, slow fading (yavaş kaybolma) sürecinde kişi giderek daha az mesaj atar, ilgisini belli etmemeye başlar ve sonunda tamamen ortadan kaybolur. Bu da karşı tarafa duygusal anlamda zarar verebilir. Modern Flört Kültüründe Sağlıklı Bir İlişki Kurmanın Yolları Nelerdir? Flört dünyasında bu tür manipülatif veya sağlıksız davranışlarla karşılaşmak mümkün. Ancak sağlıklı bir ilişki kurmak için bazı noktalara dikkat etmek önemlidir: Açık ve Dürüst İletişim : Karşı tarafla beklentilerinizi ve hislerinizi net bir şekilde paylaşın. Sınırlarınızı Belirleyin : Size iyi gelmeyen bir durumda kalmak zorunda değilsiniz. Davranışları Analiz Edin : Kendi ihtiyaçlarınızı ve hislerinizi göz ardı etmeden karşınızdakinin davranışlarını sorgulayın. Özgüveninizi Koruyun : Flört sürecinde başkalarının sizi değersiz hissettirmesine izin vermeyin. Sağlıklı Flört Alışkanlıkları Edinin : Gerçekten ilgi duyduğunuz insanlarla anlamlı bir bağ kurmaya çalışın. Modern flört kültürü, teknolojinin ve değişen toplumsal dinamiklerin etkisiyle dönüşmeye devam ediyor. Ghosting, breadcrumbing ve benching gibi kavramlar ilişki dünyasında sıkça karşılaşılan durumları tanımlıyor. Ancak sağlıklı bir ilişki için açık iletişim, karşılıklı saygı ve dürüstlük her zaman en önemli unsurlar olmaya devam ediyor ve edecektir. Kendinizi değerli hissettiren ve duygusal anlamda tatmin edici ilişkiler kurmak için bilinçli adımlar atmayı unutmayın. Unutmayın, bu konuda bir psikolojik destek arayışınız varsa Altuğ Psikoloji, Psikoloji ve Danışmanlık Merkezi olarak sizlerin yanındayız. Sağlık ve samimiyetle kalın.

  • Kendini Arafta Kalmış Hissetmek: Kaybolmuşluk Hissi, Pişmanlık ve Terapiye Açılan Kapı Üzerine

    Hayat, çoğu zaman bizim planlarımızdan bağımsız ilerliyor. Çocukken kurduğumuz hayaller, gençken belirlediğimiz hedefler, yetişkinliğe geçtiğimizde yerini bambaşka gerçekliklere bırakıyor. Bir gün dönüp baktığımızda kendimizi hiç hesaplamadığımız bir noktada bulabiliyoruz. İstediğimiz meslek yerine başka bir meslekteyiz, hayalini kurduğumuz şehirde değiliz, sevdiğimiz bazı insanlar artık hayatımızda yok… Peki bu nasıl oldu? Ne zaman bu yola saptık? Ve en önemlisi, geri dönebilir miyiz? Kaybetmenin ağırlığını herkes bir gün hissedebilir. Kaybettiğimiz insanlar, geri getiremeyeceğimiz anılar, değiştiremeyeceğimiz geçmiş… Bazıları bizden bağımsız olarak hayatımızdan çıkıp giderken bazılarını biz kendi ellerimizle kaybediyoruz. Ve işte tam da burada pişmanlık devreye giriyor. Keşke bazı şeyleri farklı yapsaydım, keşke daha iyi anlasaydım, keşke daha sakin olsaydım… “Keşke” kelimesi bazen bir hayalet gibi peşimizde dolanıyor ve bazen de içimizi kemiren bir boşluk gibi derinleşiyor. Ama gerçek şu ki pişmanlıklarımız zamanın akışını değiştiremez. Geçmişi tekrar yaşayamayız, olanları silemeyiz. Ama belki bu duygunun bize ne anlattığını çözebiliriz. Çünkü pişmanlık sadece geçmişle ilgili değildir. O, geleceğe dair de ipuçları verir. Nerede yanlış yaptığımızı gösterirken aynı hatayı tekrar yapmamamız için bir işaret bırakır. Ama biz bazen bu işaretleri görmeyi reddederiz. Zihnimiz bazen bizim en büyük düşmanımız olur. Kendi kendimize en sert eleştirileri yaparız, en acımasız cümleleri kendimize kurarız. “Ben bunu hak ettim” deriz, “Zaten hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” diye düşünürüz. Ama durup düşündüğümüzde gerçekten her şeyi mahvetmiş miyizdir? Yoksa hayatın akışı içinde elimizden geleni yapmaya çalışırken yönümüzü mü kaybetmişizdir? İnsan bazen hayatını, bir labirentin içinde yönünü bulmaya çalışırken daha iyi anlar. Bir yola sapar, çıkmaz sokak olduğunu fark eder ve geri döner. Başka bir yöne gider, orada da engeller çıkar. Ve bir noktada, artık hangi tarafa gideceğini bilemez hale gelir. İşte arafta kalmak tam da böyle bir şeydir. Ne tam olarak ilerleyebiliyorsundur ne de geri dönebiliyorsundur. Zaman akar, insanlar değişir, hayat devam eder ama siz sanki bir yerde sıkışıp kalmışsınızdır. Ve işte burada terapi devreye girer. Çünkü insan bazen kendine en uzakta duran kişidir. Kendi duygularını, düşünce kalıplarını, geçmişin ona nasıl yön verdiğini fark edemez. Bazı insanlar terapiye gitmeyi, bir zayıflık göstergesi olarak görür. “Ben kendi kendime yetmeliyim, kimseye ihtiyacım olmamalı” der. Oysa terapi, kendi iç dünyana açılan bir kapıdır. Terapi, bize ihtiyacımız olan cevapları dışarıda değil kendi içimizde bulmamız gerektiğini gösterir. Kendi düşüncelerimizi fark etmek, onları yargılamadan dinlemek, kendine biraz daha şefkat göstermek… Bunlar kolay değildir. Ama iyileşmenin yolu, en başta kendi içimize bakabilmekten geçer. Belki şu an olduğunuz yer size yanlış gibi geliyor. Belki “Burada olmamalıydım” diyorsunuz. Ama belki de tam olarak burada olmanız gerekiyordur. Belki bu yaşadıklarınız sizi olması gereken yere götüren yolların bir parçasıdır. Kaybolmuş hissetmek her zaman yanlış yolda olduğumuz anlamına gelmez. Bazen sadece, biraz durup hangi yöne gitmek istediğimize karar vermemiz gerektiğini gösterir. Ruhunuz acıyorsa, bunu görmezden gelmek yerine anlamaya çalışmak en büyük iyileşme yolculuğunun başlangıcı olabilir. Terapi bu yolculukta, size bir ayna tutar. Ve bazen, görmekten korktuğumuz şeyleri gördüğümüzde bile artık kaçamayacağımızı fark ederiz. İşte o an, değişim başlar. Kaybolmuş hissetmek, hayatın bir noktasında hepimizin yaşadığı bir duygudur. Ama bunun içinde sıkışıp kalmak zorunda değilsiniz. Bazen yönümüzü bulmak için bir haritaya, bazen de sadece birine içimizi dökmeye ihtiyacımız vardır. Eğer bu satırlar size tanıdık geliyorsa eğer kendi içinizde çözmekte zorlandığınız sorular varsa terapi sizin için yeni bir başlangıç olabilir. İzmir Karşıyaka’daki Altuğ Psikoloji’de yüz yüze veya online terapi seçenekleriyle bu yolculukta size eşlik edebiliriz. Kendiniz için bir adım atmak isterseniz bize ulaşabilirsiniz. Çünkü her yolculuk, o ilk adımla başlar. Sağlıkla ve huzurla kalın.

  • Cinsel İsteksizlik ve Duygusal Kopukluk Arasındaki İlişki

    İlişki Problemleri İlişkilerde zamanla cinsel isteğin azalması veya duygusal bağın zayıflaması, birçok çiftin yaşadığı yaygın bir sorundur. Peki, bu durumun sebepleri nelerdir ve nasıl çözülebilir? Cinsel İsteksizlik ve Duygusal Kopukluk Arasındaki İlişki Cinsel isteksizlik ve duygusal kopukluk birbirini besleyen döngüler oluşturabilir. Duygusal yakınlık eksikliği cinsel isteği azaltabilirken cinsel isteksizlik de partnerler arasındaki bağı zayıflatarak duygusal kopukluğu artırabilir. Duygusal Kopukluk Cinsel İsteksizliği Nasıl Etkiler? Partnerler arasındaki iletişim eksikliği, fiziksel yakınlığı olumsuz etkileyebilir. Güven duygusunun azalması, cinsel birliktelikten kaçınmaya neden olabilir. Partnerin duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması, cinsel arzunun zamanla kaybolmasına sebep olabilir. Cinsel İsteksizlik Duygusal Kopukluğu Nasıl Tetikler? Fiziksel temasın azalması, partnerler arasında soğukluk yaratabilir. Cinsel yakınlık eksikliği, duygusal bağın zayıflamasına ve çiftlerin birbirine yabancılaşmasına neden olabilir. Partnerlerden birinin cinsel isteksizlik yaşaması diğer partnerde reddedilmiş veya istenmeyen hissetmesine yol açabilir. Cinsel İsteksizliğin Yaygın Nedenleri Cinsel isteksizlik; fiziksel, duygusal ve psikolojik birçok faktörden kaynaklanabilir. Stres ve Yorgunluk : Yoğun iş temposu, ebeveynlik sorumlulukları ve günlük hayatın getirdiği stres, cinsel isteğin azalmasına neden olabilir. İletişim Eksikliği : Partnerler arasındaki duygusal mesafe, fiziksel yakınlaşmayı da olumsuz etkileyebilir. Özgüven Sorunları : Beden imajı, kilo problemleri veya performans kaygısı gibi konular cinsel isteği olumsuz etkileyebilir. Geçmiş Travmalar : Çocuklukta yaşanan travmalar veya geçmiş ilişkilerdeki olumsuz deneyimler, kişinin cinselliğe karşı mesafeli olmasına sebep olabilir. İlişkisel Sorunlar : Çiftler arasında yaşanan tartışmalar, çözümlenmemiş problemler ve kırgınlıklar cinsel hayatı olumsuz etkileyebilir. Hormon Düzeyleri ve Sağlık Problemleri : Hormon dengesizlikleri, kronik hastalıklar veya ilaç kullanımı cinsel isteği azaltabilir. Duygusal Kopukluğun İşaretleri Nelerdir? Partnerle duygularını paylaşmakta zorlanma Birlikte vakit geçirme isteğinin azalması Empati eksikliği ve artan tartışmalar Fiziksel temastan kaçınma İlişkiye dair umutsuzluk hissi İlişkideki Yakınlığı Tekrar Kazanmak İçin Neler Yapmalı? İletişimi Güçlendirin : Partnerinizle açık ve dürüst bir şekilde konuşmak, duygusal yakınlığı artırmanın en önemli yollarından biridir. Birlikte Kaliteli Zaman Geçirin : Rutin dışına çıkıp birlikte yeni deneyimler yaşamak ilişkinizi canlandırabilir. Fiziksel Teması Arttırın : Küçük dokunuşlar, sarılmalar ve el ele tutuşmak duygusal bağı güçlendirebilir. Stresi Azaltın : Birlikte yapılan rahatlatıcı aktiviteler, yürüyüşler, bilinçli farkındalık egzersizleri ve benzeri etkinlikler stresinizin azalmasına destek olabilir bu durum da ilişkiyi olumlu yönde etkileyebilir. Profesyonel Destek Alın : Çift terapisi, duygusal kopukluğu ve cinsel isteksizliği aşmada etkili bir yöntem olabilir. Duygusal ve Fiziksel Yakınlık İçin Adımlar Atın İlişkilerde zaman zaman uzaklaşmalar yaşanabilir ancak bu durum çözümsüz değildir. Cinsel isteksizlik ve duygusal kopukluk konusunda farkındalık kazanmak ve çaba göstermek çiftlerin birbirine tekrar yakınlaşmasını sağlayabilir. Unutmayın, sağlıklı bir ilişki emek ve anlayış gerektirir. Bu konuda destek almak isterseniz bizimle iletişime geçip deneyimli psikologlarımız ile ücretsiz 15 dakikalık ön görüşme planlayabilirsiniz. Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

  • Anne-Baba Tutumları Çocukların Psikolojisini Nasıl Etkiliyor?

    Anne ve babanın davranışlarının çocukların psikolojisine etkisi nedir? Anne ve babaların çocuklarına karşı sergilediği tutumlar çocuklarının kişilik gelişimi, duygusal dengesi ve sosyal ilişkileri üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Ebeveynlerin davranış biçimleri, çocukların kendilerine olan güvenlerinden başkalarıyla kurdukları ilişkilere kadar pek çok alanda belirleyici olur. Peki, farklı ebeveyn tutumları çocukları nasıl etkiler? 1. Otoriter Tutum Otoriter ebeveynler, çocuklarından yüksek beklentiler içinde olup kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmalarını isterler. Bu tür ebeveynler, genellikle katı disiplin yöntemleri uygular ve çocuğun görüşlerini pek dikkate almazlar. Bu çocuklar genellikle: Düşük öz güven geliştirebilir, Kaygı ve stres seviyeleri yüksek olabilir, İlerleyen yaşlarda otorite figürlerine karşı ya aşırı boyun eğici ya da isyankar olabilirler. 2. İzin Verici (Aşırı Hoşgörülü) Tutum Bu ebeveynler, çocuklarının her istediğini yerine getirir ve onlara çok fazla özgürlük tanır. Kurallar gevşek ya da hiç yoktur. Bu tür bir yetiştirilme tarzı çocuklarda: Sınırlara karşı duyarsızlık, Sorumluluk bilincinin gelişmemesi, Dürtü kontrolü ile ilgili sorunlar yaratabilir. 3. İlgisiz (İhmal Edici) Tutum Bu ebeveynler, çocuklarının duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına yeterince cevap vermezler. Çocuklarının eğitimine, sosyal hayatına veya duygusal durumlarına ilgisiz kalabilirler. Bu durum çocuklarda: Güvensizlik duygularının artmasına, Sosyal ilişkilerde zorluk çekmelerine, Özgüven eksikliğine sebep olabilir. 4. Demokratik Tutum Demokratik ebeveynler, çocuklarına sevgi ve saygı çerçevesinde yaklaşırken aynı zamanda net kurallar koyar ve onları yönlendirirler. Çocuklarının fikirlerini dinler, karar alma süreçlerine dahil ederler. Bu tutum çocuklarda: Sağlıklı öz güven gelişimini destekler, Problem çözme becerilerini geliştirir, Duygusal zekanın yüksek olmasını sağlar. Denge Önemlidir! Çocukların sağlıklı bir psikolojik gelişim süreci yaşaması için ebeveynlerin ne çok baskıcı ne de çok serbest olmaları gerekir. Sevgi, sınır ve yönlendirme arasında dengeli bir yaklaşım benimseyen anne-babalar, çocuklarının hem kendine güvenen hem de toplumsal kurallara uyum sağlayan bireyler olarak yetişmelerine yardımcı olur. Unutmayın, ebeveyn tutumları zaman içinde değişebilir ve her çocuk farklıdır. Çocuğunuzu anlamaya çalışmak ona en uygun ebeveynlik stilini geliştirmek için en önemli adımdır. Bu konuda destek alma isteğiniz; İzmir Karşıyaka'da uzman bir psikolog arayışınız veya online psikolog, online terapi arayışınız varsa veya danışmanlık hizmetlerimiz hakkında daha fazla bilgi almak ya da bir randevu veya 15 dakikalık ücretsiz ön görüşme oluşturmak istiyorsanız bizlere ulaşabilirsiniz. Sağlıkla Kalın.

  • Anne-Baba Tartışmalarının Çocuk Üzerindeki Etkileri

    İzmir Karşıyaka Çift ve Aile Terapisi veya Çocuk Terapisi Ebeveynler arasındaki tartışmalar, çocukların ruh sağlığı üzerinde derin etkiler bırakabilir. Çocuklar, güvenli bir ortamda büyümek isterler ve anne-babalarının anlaşmazlıklarını gözlemlediklerinde kendilerini stres altında, korkmuş veya suçlu hissedebilirler. Özellikle sık ve yoğun tartışmalar, çocukların duygusal ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyebilir. Çocuklar Tartışmaları Nasıl Algılar? Yaş gruplarına göre çocuklar, anne-baba tartışmalarını farklı şekillerde algılar: 0-3 Yaş:  Bebekler bile ebeveynlerinin ses tonundaki değişiklikleri fark edebilir ve bu durum onları huzursuz edebilir. 3-6 Yaş:  Çocuklar tartışmaların anlamını tam olarak kavrayamasalar da gerginliği hissederler ve kaygılı hale gelebilirler. 7-12 Yaş:  Bu yaş grubundaki çocuklar, ebeveynlerinin tartışmalarını daha bilinçli bir şekilde yorumlayabilir ve kendilerini suçlu hissedebilirler. Ergenlik Dönemi:  Gençler, anne-baba arasındaki anlaşmazlıklara karşı daha hassas olabilirler ve bu durum onların okul başarısını, sosyal ilişkilerini ve özgüvenlerini etkileyebilir. Tartışmaların Çocuk Üzerindeki Olumsuz Etkileri Nelerdir? Kaygı ve Stres:  Çocuklar sürekli olarak kavga eden ebeveynlerin yanında kendilerini güvende hissetmezler. Davranış Problemleri:  Saldırganlık, içe kapanma veya öfke patlamaları görülebilir. Özgüven Eksikliği:  Anne-baba arasındaki olumsuz ilişki, çocuğun kendini değersiz hissetmesine yol açabilir. İlişki Kurmada Zorluk:  Tartışmalar içinde büyüyen çocuklar, ilerleyen yaşlarında sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlanabilirler. Çocukların Tartışmalara Verdiği Tepkiler Nasıl Fark Edilir? Çocuklar, ebeveynlerinin tartışmalarına farklı şekillerde tepki verebilir. Bazı çocuklar içine kapanırken bazıları saldırganlaşabilir. Ebeveynler, çocuklarının duygusal tepkilerini anlamak için şu işaretlere dikkat etmelidir: İçe kapanma:  Çocuk konuşmayı bırakıyorsa, sosyal ortamlardan kaçıyorsa bu bir stres belirtisi olabilir. Aşırı hareketlilik veya saldırganlık:  Çocuk, duygularını ifade edemediğinde öfke patlamaları yaşayabilir. Fiziksel belirtiler:  Baş ağrısı, mide ağrısı gibi stres kaynaklı fiziksel şikayetler artabilir. Sağlıklı Tartışma Kültürü Nasıl Oluşturulur? Ebeveynlerin anlaşmazlıklarını daha sağlıklı bir şekilde ele alması, çocukları olumsuz etkilerden koruyabilir. Sağlıklı bir tartışma kültürü oluşturmak için dikkat edilmesi gereken önemli noktalar bulunmaktadır. "Ben dili" kullanmak:  "Sen hep böylesin" gibi suçlayıcı ifadeler yerine "Ben bu durumda üzülüyorum" gibi duygulara odaklanan ifadeler tercih edilmelidir. Sakinleşmeden konuşmamak:  Öfke anında yapılan tartışmalar daha yıkıcı olabilir. Önce sakinleşip sonra konuyu ele almak önemlidir. Tartışma sonrası çocuğa güven vermek:  Ebeveynler bir anlaşmazlık yaşadığında çocuğa, bunun onun suçu olmadığını anlatmak ve sevildiğini hissettirmek gerekir. Çocuklarla Tartışma Sonrası Nasıl Konuşulmalı? Anne-baba tartışmalarının çocuk üzerinde olumsuz bir etki bırakmaması için ebeveynlerin bilinçli bir iletişim kurması gerekir. Tartışma sonrası çocuk ile iletişim kurmak önemlidir. "Anne ve baba bazen anlaşmazlık yaşayabilir ama bu senin suçun değil."  Çocuklar genellikle tartışmalardan kendilerini sorumlu hissederler bu yüzden onların suçlu olmadığını vurgulamak önemlidir. "Seni çok seviyoruz ve her zaman yanında olacağız."  Çocuğa sevgi ve güven duygusu vermek olası kaygıları hafifletebilir. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin vermek:  "Bu seni nasıl hissettirdi?" gibi açık uçlu sorular sorarak duygularını paylaşmasına yardımcı olunmalıdır. Ebeveynler Ne Yapmalı? Tartışmalarınızı çocuğun yanında yapmamaya özen gösterin. Çocuğunuzu suçlu hissettirecek ifadelerden kaçının. Ona sevgi ve güven verin. Öfkenizi kontrol etmeye çalışın ve yıkıcı değil yapıcı bir dil kullanmaya çalışın. Gerekiyorsa çift ve aile terapisi veya çocuk terapisi yani bir uzman desteği almaktan çekinmeyin. Anne-baba arasındaki tartışmalar her zaman tamamen önlenemez çünkü günlük hayatın koşturmacası, bireysel problemler, ilişki dinamikleri ve diğer pek çok durum çiftlerin anlaşamamasına yol açabilir ancak önemli olan bu süreçlerin çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkilememesi için sağlıklı iletişim becerilerinin geliştirilmesidir. Eğer siz de çocuğunuzun bu süreçten en az hasarla çıkmasını istiyorsanız, bir çocuk terapistinden destek alabilirsiniz. İzmir Karşıyaka'da çocuk psikolojisi veya İzmir Karşıyaka'da Çift ve Aile Terapisi üzerine uzman desteği almak isterseniz, oyun terapisi ve bireysel danışmanlık hizmetleri için bizimle iletişime geçebilir, uzmanımız ile ücretsiz 15 dakikalık ön görüşme gerçekleştirebilirsiniz. Sağlık ve sevgiyle kalın.

  • Öğrenilmiş Çaresizlik

    Çaresizlik, insanın doğuştan sahip olduğu bir duygudan ziyade yaşadığı deneyimlerle sonradan öğrendiği bir durumdur. Hayatta karşılaşılan zorluklar, üstesinden gelinemeyen engeller ve ardı ardına yaşanan başarısızlıklar, bireylerin bir şeyleri değiştirme gücüne sahip olmadıklarına inanmalarına yol açar. Öğrenilmiş Çaresizlik Öğrenilmiş Çaresizlik Üzerine Bir Deney Bir laboratuvara kocaman bir akvaryum kuruldu. Bu akvaryumun içinde küçük balıklar ve bir köpek balığı için yaşam ortamı oluşturuldu. Köpek balığı, bu yaşam alanında doğası gereği küçük balıklara zarar verirken sonradan akvaryumun ortasına akvaryumu iki kısma ayıracak bir cam yerleştirildi. Köpek balığı, akvaryumun bir kısmında yaşamına devam ederken ikiye ayrılan diğer tarafta küçük balıklar kendi yaşamlarına devam etti. Köpek balığı, küçük balıklara yeniden zarar vermek için her yeltenişinde sert bir cama çarptı. Tekrar ve tekrar… Her çarpışında acı daha derindi, umutları daha da söndü ve sonunda denemekten vazgeçti. Köpek balığının küçük balıklara zarar vermek için yaptığı denemeler 28 saat boyunca sürdü. 28 saatin sonunda köpek balığı, artık küçük balıkların tarafına geçip onlara zarar vermek için çabalamayı bıraktı. Araştırmacılar sonrasında akvaryumu ikiye ayıran camı kaldırdılar. Artık köpek balığı, küçük balıklara özgürce ulaşabilirdi. Ama köpek balığı daha sonrasında  hiçbir çaba göstermedi. Hatta bu çabasızlığının yanında akvaryumun içinde istediği gibi yüzebilecek iken bile sanki araya konulan cam hâlâ varmış gibi küçük balıkların olduğu tarafa hiç geçmeyip camın konulduğu yeri aşmadan kendi alanında yaşamını sürdürdü. Yani köpek balığı görünmeyen bir duvarın ardına kendini hapsetti.   İşte öğrenilmiş çaresizlik… Fiziksel sınırlar kaldırıldığında bile zihinsel sınırlar yerinde kalır. Öğrenilmiş çaresizliğin bireyler üzerindeki etkisi, artık engeller ortadan kalkmış olsa bile bireylerin harekete geçememelerine veya değişim için çaba göstermemelerine yol açar. Kendi gücüne olan inancını kaybeden kişi, başarısız olacağı ya da sonuç alamayacağı korkusuyla pasif kalmayı tercih eder. Öğrenilmiş çaresizlik, yalnızca bir duygu değil aynı zamanda bireyin potansiyelini kullanmasını engelleyen bir zihinsel pranga haline gelir. Bu zihinsel pranga, kişinin yalnızca eylemlerini değil hayallerini ve umutlarını da sessizliğe mahkûm eder. Artık dış dünyasındaki engeller değil iç dünyasındaki kabullenilmiş sınırlar onun adımlarını durdurur. Oysa çaresizlik, gerçekte bir kader değil sadece zihin tarafından yazılmış bir hikâyedir. Ve her hikâye gibi yeniden yazılabilir. Bir an gelir, bir farkındalık veya küçük bir cesaret kıvılcımı bu görünmez zincirleri kırabilir. İşte o zaman birey, aslında her zaman içinde var olan gücü keşfeder ve çaresizlik yerini yeniden filizlenen bir umutla değiştirir. Peki biz kaç kere görünmeyen camlara çarptık? Kaç kere vazgeçtik, denemeyi bıraktık? Oysa engeller bazı durumlarda kalkabilir, fırsatlar yeniden doğabilir. Ama önce kendi içimizdeki görünmez duvarları fark etmeliyiz. Belki de en büyük cesaret, vazgeçtiklerimize yeniden uzanmaktır. Peki, senin önündeki görünmez cam ne?   Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğrencisi Nurten Naz Öğütgen

  • Anne ve Babanın Çocuğun Başarısındaki Rolü Nedir?

    Anne ve Babanın Çocuğun Başarısındaki Rolü Nedir? Anne ve babalar, çocukların hayatında en etkili figürlerden biridir. Bir çocuğun akademik, sosyal ve duygusal başarısının temelinde ebeveynlerin tutumları, davranışları ve destek mekanizmaları yer alır. Ancak bu rolün çok boyutlu olduğu ve dikkatle ele alınması gerektiği unutulmamalıdır. 1. Ebeveyn Tutumlarının Başarıya Etkisi Ebeveynlerin çocuklarına yaklaşımı, başarıyı doğrudan etkileyen önemli bir faktördür. Araştırmalar, destekleyici ve sevgi dolu bir ebeveynlik tarzının çocukların akademik ve sosyal başarılarını artırdığını ortaya koymuştur. Destekleyici Tutumlar:  Ebeveynlerin çocuklarına olan inancı ve destekleri, çocukların kendilerine olan güvenini artırır. Bu durum çocukların daha fazla çaba sarf etmesine ve başarıya ulaşmasına yardımcı olur. Baskıcı Tutumlar:  Aşırı kontrolcü veya mükemmeliyetçi ebeveynlik, çocukların başarısını engelleyebilir. Çocuklar üzerindeki baskı, kaygı seviyelerini yükseltebilir ve başarıyı olumsuz etkileyebilir. Umursamaz Tutumlar:  Ebeveynlerin çocuklarının hayatına ilgisiz kalması, çocukların motivasyonunu ve kendine olan güvenini düşürebilir. 2. Rol Model Olma Çocukların en önemli öğrenme yollarından biri model almadır. Anne ve babaların davranışları, çocukların davranışlarını şekillendirir. Bu nedenle ebeveynlerin, çocuklarına örnek olacak tutum ve davranışlar sergilemesi önemlidir. Çalışkanlık:  Ebeveynlerin hedef belirleme, azim ve çalışma alışkanlıkları çocuklara başarı için ilham kaynağı olabilmektedir. Sorun Çözme:  Problemlerle başa çıkma becerisi, çocuklara kriz anlarında yol gösterebilmektedir. Olumlu Yaklaşım:  Hayata karşı olumlu bir tutum sergileyen ebeveynler, çocukların da bu bakış açısını benimsemesine yardımcı olabilmektedir. 3. Motivasyon ve Özgüven Desteği Başarı, çoğu zaman motivasyon ve özgüvenle doğrudan ilintilidir. Ebeveynlerin bu alanlarda sağladığı destek çocukların performansını önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Pozitif Pekiştirme:  Çocukların başarılarını takdir etmek onlara kendilerini özel hissettirir ve daha fazla başarı için motive eder. Gerçekçi Beklentiler:  Ebeveynlerin çocuklarına karşı gerçekçi beklentiler belirlemesi onlara başarıya ulaşılabilir hedefler sunar. Cesaretlendirme:  Ebeveynlerin çocukları hata yaptıklarında yanında olması ve tekrar denemeleri için cesaret vermesi uzun vadede çocukların daha dayanıklı bireyler olmasını sağlar. 4. Eğitim ve Çevresel Destek Ebeveynler, çocukların eğitim hayatında aktif bir rol oynadıklarında çocuklar daha başarılı olabilir. Evde Öğrenme Ortamı:  Sessiz bir çalışma ortamı, kitaplara erişim ve teknoloji desteği gibi olanaklar çocuğun eğitim hayatını kolaylaştırabilmektedir. Eğitime Katılım:  Okul etkinliklerine katılan ve öğretmenlerle iletişim halinde olan ebeveynler, çocuğun akademik ilerlemesini daha yakından takip edebilir. Zenginleştirici Aktiviteler:  Sanat, spor ya da bilimle ilgili aktiviteler çocuğun yeteneklerini geliştirir ve potansiyelini keşfetmesine yardımcı olur. 5. Duygusal Destek Ebeveynler, çocukların duygusal gereksinimlerini karşıladıklarında çocuklar daha sağlıklı bir şekilde gelişir ve başarı potansiyellerini daha iyi kullanabilir. Empati:  Çocuğun duygularını anlamak ve ona destek olmak kendini ifade etmesini kolaylaştırır. Duygusal Dayanıklılık:  Çocuğa hayal kırıklıklarıyla başa çıkma yollarını öğretmek uzun vadeli başarı için kritik bir yetenektir. 6. Çocuğun Kendi Potansiyelini Keşfetmesine Yardımcı Olma Her çocuk benzersizdir ve kendi yeteneklerine, ilgi alanlarına sahiptir. Ebeveynlerin bu potansiyeli fark etmesi ve çocuğun bu alanlarda gelişmesine destek olması uzun vadeli başarıyı destekler. Bağımsızlığı Teşvik Etme:  Çocuğun kendi kararlarını alıp sorumluluklarını yerine getirmesine olanak tanımak. Kıyaslama Yapmaktan Kaçınma:  Her çocuğun farklı olduğunu kabul ederek bireysel gelişimlerini desteklemek. Anne ve babalar, çocukların başarı yolculuğunda kilit bir rol oynar. Destekleyici, sevgi dolu ve şefkatli bir ortamda yetişen çocuklar hem akademik hem de sosyal hayatta daha başarılı olur. Bununla birlikte, her çocuğun benzersiz olduğu unutulmamalı ve ebeveynlik yaklaşımı buna göre şekillendirilmelidir. Çocuğun başarısı, sadece akademik notlardan ibaret değildir ve ebeveynler çocuklarının tüm potansiyelini keşfetmesine yardımcı olmaya odaklanmalıdır. Bunun için sizlere öncelikle kendinize şu soruyu sormanızı rica ediyorum: ''Başarılı olmak nedir?'' Altuğ Psikoloji olarak anne, baba ve diğer ebeveynlere çocuklarınızın bu zorlu döneminde destek olabilmeleri için ebeveyn danışmanlığı sunmaktayız. Sizler de bizimle iletişime geçerek 15 dakikalık ücretsiz ön görüşmenizi hemen oluşturup danışmanlarımızla tanışma fırsatı yakalayabilirsiniz. Sağlıkla Kalın.

  • Film Analizi: Mustang - Baskının Gölgesinde Büyümenin Hikâyesi

    Mustang - (2015) Fransız - Türk yapımı olan Mustang  (2015), Deniz Gamze Ergüven’in yönetmenliğinde bir taşra kasabasında büyüyen beş kız kardeşin özgürlük, kadınlık ve patriyarka kıskacında geçen hikâyesini ele alır. Film, yalnızca toplumsal baskının bir eleştirisi değil, aynı zamanda genç kadınların masumiyetini ve bu masumiyetin sistematik şekilde nasıl çarpıtıldığını da gözler önüne serer. Toplum ve Baskı Olmadığında Kızların Kıyafetleri Hikâyenin Başlangıcı: Masumiyet ve İlk Çatlaklar Film, en küçük kız kardeş olan Lale’nin geçmişe dair bir anlatısıyla başlar. “Her şey göz açıp kapayıncaya kadar değişti. Önce rahattık, sonra her şey boka sardı,” cümlesi, hikâyenin gidişatının trajik bir sona gideceğine dair bir ipucu verir. Lale, bu sözlerle izleyiciyi hikâyenin içine çeker ve ilk sahnelerde kızların neşeli, özgür yaşamlarına tanıklık ederiz. Özellikle deniz kenarında diğer çocuklarla deve güreşi oynadıkları sahne, masum bir eğlencenin tasviridir. Fakat hemen sonrasında bu masum eğlencenin nasıl çarpık ahlak anlayışıyla yargılandığını görülür. Çocukların Okul Sonrası Eğlenmek İçin Oynadıkları Sahne Eve döndüklerinde babaanneleri tarafından ahlaksızlıkla suçlanmaları ve şiddete maruz kalmaları, toplumun çocuksu bir masumiyeti nasıl kirlettiğini gözler önüne serer. Bu sahne, ahlakın aslında bireysel özgürlüklerin bastırılmasında kullanılan bir araç olduğunu açıkça ortaya koyar. Dahası, bu baskının bir kadın (babaanne) tarafından uygulanması, patriyarkanın yalnızca erkekler tarafından değil, kadınlar tarafından da içselleştirilip yeniden üretildiğini gösterir. Kızların Namuslarının Amca ve Babaanne Tarafından Tartışıldığı Diyalog Ahlak ve Baskı: Kadının Metalaştırılması Kızlar üzerindeki baskının arttığı sahneler giderek sertleşir. Amcaları Erol’un, kızları ahlaksızlıkla suçlaması ve onları bekaret kontrolüne götürmesi, toplumun kadını cinsellik üzerinden tanımladığı fikrini güçlendirir. Patriyarkanın cinselliği baskılaması ve tabu haline getirmesi, aynı zamanda her davranışı cinsellikle ilişkilendiren çarpık bir bakış açısını da doğurur. Kardeşlerin Toplumun Normlarını Temsil Eden ve Baskıyla Giydirilmiş Kıyafetleri Bu süreçte ev, bir hapishaneye dönüşür. Kızların dışarı çıkmaları yasaklanır, yemek yapma ve ev temizliği gibi görevler öğretilerek adeta “iyi bir eş” olmaları için yetiştirilirler. Baskıya rağmen kızlardan birinin gizlice evden çıkıp hoşlandığı erkekle zaman geçirmesi, bireysel özgürlük arayışının küçük bir isyanıdır. Ancak bu isyan, toplumun kadınları yalnızca metalaştırılmış birer varlık olarak gördüğü gerçeğini değiştirmez. Film boyunca bu metalaştırma, en büyük kız kardeşlerin görücü usulüyle evlendirilmesiyle daha da belirgin hale gelir. İlk evlilik, kızın mutluluğu ya da geleceği düşünülmeden yapılır. İkinci kız kardeş ise, ancak kendi sevdiği kişiyle evleneceğini söyler ve gelip istenmesi şartıyla kabul edilir ve bir tür pazarlık malzemesi haline gelir. Selma'nın İstemediği Evliliğinin Düğünü Bozukluk Kavramı: Namus Algısının Yarattığı Etiket Film boyunca “bozuk” kelimesi, kız kardeşlerin bekaretlerini kaybetme ihtimali üzerinden sıkça vurgulanır ve toplumun kadınların değerini yalnızca bekaretle ölçen baskıcı zihniyetini simgeler. “Bozuk” olmak, yalnızca bireyin davranışlarını değil, aynı zamanda ailesinin itibarını da sorgulayan bir etiket olarak sunulur. Kızların sürekli gözetim altında tutulması, eve kilitlenmeleri ve bekaret kontrolüne zorlanmaları, bu kavramın toplumsal normlar içinde ne kadar köklü bir yer edindiğini açıkça gösterir. Bekaret, bireysel bir durum olmaktan çıkarak, kadının özgürlüğünü ve özsaygısını hiçe sayan bir "namus" meselesine dönüşür. Bu baskının en çarpıcı örneği, ilk evlenen kız kardeşin gerdek gecesinin ardından çarşafta kan olmaması nedeniyle bekaret raporu almak üzere doktora götürülmesidir. Bu sahnelerde, kadının varlığını yalnızca cinsellik ve doğurganlık üzerinden tanımlayan patriyarkanın en karanlık yüzüyle karşılaşırız. Kızın, doktorun “Bekaret zarınız yerinde, bazen böyle durumlar yaşanabilir” demesine rağmen umursamaz bir tavır sergilemesi, bu çarpık düzeni protesto eden bir sessizlik olarak yorumlanabilir. Patriyarka, bu denetimle yalnızca kadın bedenini kontrol etmekle kalmaz, aynı zamanda kadının bireyselliğini de yok eder. “Bozuk” kelimesi, ahlaki yaftalamanın ötesinde, kadınların toplumsal normlara uymadığı takdirde hızla dışlanabileceğini ve bir tehdit olarak görülebileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Umudun ve Hevesin Katledilmesi Evi terk etmek için kullandıkları yolun fark edilmesiyle hapishaneleri gittikçe daralır. Sonrasında gelen yemek sahnesindeki televizyon sesi ise yaşananların sadece bireysel değil toplumsal yönünü gösterir. Zira televizyonu göremesek de televizyonda konuşan kişi dönemin iktidar partisinden bir siyasetçidir. Konuşmasında kadının toplum içerisinde gülemeyeceği ve iffetli olması gerektiğiyle ilgili ithamlarda bulunur. İronik bir şekilde o sırada kızlar kendi aralarında şakalaşıp gülerler. Ardından ise Amcaları güldüğü için kızlardan Ece’yi masadan kovar. Ece'nin İntihar Etmeden Önceki Son Gülüşü Gülüşünün de elinden alınmasıyla son nefesini de alamayacağını anlayan Ece, silahla kendini öldürür. Tüm bu yaşananlardan sonra evde kalan en küçük iki kardeş Lale ve Nur gitmeye karar verirler çünkü artık kaldıklarında öleceklerini biliyorlardır. Lale, filmin başında kendisine adresini veren öğretmenine gitmeyi planlar. Sonraki sahnede Lale, yine amcasının kardeşi Nur’a tecavüz etmesine şahit olur fakat bu kez durumdan babaannesinin de haberdar olduğunu görür. Babaannesi bu durumun yaşanmaması için sadece amcasını uyarmakla kalır. Sabah olduğunda ise sorunu çözmek için yapılması gerekeni değil Nur’u mağdur edeceğini Nur’a “Hanım oldun artık sen, yakında da evleneceksin” diyerek gösterir ve patriyarkanın mağduru olarak patriyarkaya hizmet eder. Direniş ve Kaçış: Bir Umut Hikâyesi Amcası ve babaannesi daha reşit bile olmayan ve amcasının tecavüzüne uğrayan Nur’u, askerlik yaşındaki biriyle evlendirirler. Lale ise artık kaçmak için tüm seçenekleri araştırmaya başlar. Lale, Nur’un evleneceği gece gelenlere kapıyı kilitler ve Nur, dışarıdakilere bu adamla evlenmek istemiyorum diye bağırır. Amcası çok sinirlenir ve bir hapishaneye dönüştürdüğü eve girmek için çabalar. Çıkan karmaşanın gürültüsünü davul zurna ile engellemeye çalışmaları ise kültürün bu durumu bastırmadaki rolünü temsil etmektedir. Yasin'in, Lale'ye Araba Kullanmayı Öğrettiği Sahne Lale kendisine araba kullanmayı öğreten adamı (Yasin’i) arar ve yardım ister. Bu sırada gittikçe gerilen ortam karşısında kardeşler evde arabanın anahtarını bulur ve evden kaçtıklarında ihtiyaçları olacak malzemeleri toplayarak fark edilmeden evden çıkarlar. Arabayla fazla ilerleyemeden ufak bir kaza yapıp arabadan iner ve ağaçlıkların arasında saklanmaya başlarlar. Bir süre saklandıktan sonra Yasin gelir ve onları otogara götürür. Kızların bu yoz sistemden kaçabilmelerine olanak tanıyan yegâne iki şeyin eğitimi temsilen hocası ve patriyarkanın dışında olup ona araba kullanmayı öğreten Yasin’in olması, bu sistemle nasıl baş edileceğine dair bir önerme sunar. Sonunda kızlar İstanbul’a vararak hocalarının evine gelirler ve var olabilmek için çıktıkları yolda başarıya kavuşurlar. Lale ve Nur'un Kaçarak İstanbul'a Gittikleri Sahne Sonuç Mustang , yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda toplumsal bir eleştiridir. Kadının toplumdaki yerini sorgulayan, patriyarkanın hem kadınlar hem de erkekler üzerindeki etkisini ele alan film, izleyiciyi derin bir sorgulamaya davet eder. Masumiyetin ve özgürlüğün baskıcı bir düzen tarafından nasıl yok edildiğini gözler önüne sererken, bireysel direnişin ve dayanışmanın önemini de vurgular. Deniz Gamze Ergüven’in bu cesur yapıtı, yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde kadınların yaşadığı baskıların bir yansımasıdır. Mustang , izleyiciyi hem duygusal hem de entelektüel bir yolculuğa çıkararak, toplumsal adaleti yeniden düşünmeye teşvik eder. Ege Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi Emirhan USLU

  • Boşanmanın Çocukların Psikolojisine Yansımaları

    Boşanmanın Çocukların Psikolojisine Etkileri Nedir? Boşanma, modern toplumlarda giderek yaygınlaşan ve yalnızca ebeveynleri değil aynı zamanda çocukları da derinden etkileyen bir süreçtir. Çocuklar bu süreçte duygusal, sosyal ve bilişsel düzeyde çeşitli değişimler yaşayabilirler. Yapılan araştırmalar, boşanmanın çocuklar üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli etkileri olduğunu göstermektedir. Ebeveynlerin boşanması çocukların psikolojisine çeşitli şekillerde etkiler bırakabilmektedir. Bu etkiler çocuk ve anne baba yapısına, yaşına, sosyal çevrelerine göre değişkenlik göstererek olumlu veya olumsuz olabilir. Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Psikolojik Etkileri 1. Duygusal ve Davranışsal Etkiler Boşanma, çocukların duygusal dünyasında genellikle yoğun bir çalkantıya yol açabilmektedir. Araştırmalara göre, ebeveynleri boşanma yaşayan çocuklarda depresyon, anksiyete, düşük benlik saygısı ve duygusal regülasyon sorunları görülme oranı daha yüksektir. Çocuklar, ebeveynlerin ayrılığıyla birlikte kayıp duygusu yaşayabilir ve bu durum uzun süreli bir yas sürecine dönüşebilir. Davranışsal olarak ise saldırganlık, içe kapanma, dikkat eksikliği ve okul başarısında düşüş gibi problemler gözlemlenebilir. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklar, bu duygusal ve davranışsal değişimleri daha yoğun yaşayabilirler ve riskli davranışlara yönelme riski taşıyabilirler. 2. Yaşa Bağlı Tepkiler Boşanmanın etkileri, çocukların yaşına ve gelişimsel dönemine göre farklılık gösterebilir: Okul Öncesi Dönem (3-6 Yaş):  Küçük çocuklar, boşanmayı genellikle anlamlandırmakta zorlanır ve ebeveynlerinin ayrılmasından kendilerini sorumlu hissedebilirler. Bu yaş grubunda özellikle ayrılık kaygısı, regresyon (örn. alt ıslatma) ve öfke nöbetleri görülebilir. Okul Çağı Çocukları (7-12 Yaş):  Bu dönemdeki çocuklar, boşanmanın duygusal sonuçlarını daha iyi anlayabilirler ancak ebeveynlerden birini "suçlama" eğilimi gösterebilirler. Ayrıca bu yaş grubundaki çocuklar sosyal çevrelerinde dışlanma ya da utanma hissi yaşayabilir. Ergenlik Dönemi (13-18 Yaş):  Ergenler, boşanmayı yetişkin dinamikleriyle daha iyi anlamlandırabilirler. Ancak bu dönemde öfke, isyan ve ebeveynlere karşı mesafeli bir tutum sergileme eğiliminde olabilirler. Kimlik gelişimi sürecinde olan gençler, güven ve aidiyet duygularını zedeleyen bu süreçten daha derin etkilenebilirler. 3. Akademik ve Sosyal Hayat Üzerindeki Etkiler Boşanma, çocukların okul başarısı ve sosyal ilişkileri üzerinde de doğrudan bir etkiye sahip olabilmektedir. Yapılan uzun dönemli araştırmalar, boşanma yaşayan çocukların akademik başarılarında belirgin bir düşüş yaşama ihtimalinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Bunun nedenleri arasında dikkat dağınıklığı, düşük motivasyon ve duygusal istikrarsızlık yer almaktadır. Sosyal açıdan ise çocuklar, arkadaş çevresinde izolasyon hissi yaşayabilirler. Özellikle ebeveynlerin çatışmalı bir boşanma süreci geçirmesi, çocuğun sosyal ilişkilerinde güven sorunlarına yol açabilir. Çocuklar, kendi ilişkilerinde de bağlanma sorunları ve kaygı geliştirme eğiliminde olabilirler. Ebeveyn Davranışlarının Rolü Boşanma sürecinde ebeveynlerin tutumu, çocukların bu süreci nasıl deneyimlediği üzerinde belirleyici bir rol oynar. Ebeveynler arasındaki çatışmanın yoğun olduğu durumlarda çocukların daha fazla psikolojik problem yaşaması muhtemeldir. Çocuğun bir ebeveyn tarafından diğerine karşı manipüle edilmesi (ebeveyn yabancılaştırma sendromu) gibi durumlar, çocuğun duygusal sağlığını ciddi şekilde zedeleyebilir. Pozitif ebeveynlik yaklaşımı, çocuğun bu süreci daha sağlıklı bir şekilde atlatmasına yardımcı olabilir. Özellikle şu unsurlar önemlidir: Çocukla açık ve yaşına uygun bir şekilde iletişim kurmak. Çocuğun ihtiyaçlarına öncelik vermek ve rutinlerini mümkün olduğunca korumak. Çocuğun her iki ebeveynle de sağlıklı bir ilişki sürdürmesine olanak tanımak. Boşanmanın Uzun Vadeli Etkileri Boşanmanın etkileri çocukların yetişkinlik dönemlerinde de sürrebilir. Bağlanma teorisine göre; çocuklukta yaşanan ailevi sorunlar, bireyin yetişkinlikte romantik ilişkilerine ve duygusal bağlarına yansıyabilir. Boşanma yaşayan ailelerdeki çocuklarda, boşanmaya karşı daha yüksek bir tolerans geliştirme ya da bağlanma sorunları nedeniyle ilişkilere karşı güvensizlik hissetme eğilimi görülebilir. Ancak boşanmanın etkiler her zaman olumsuz değildir. Destekleyici bir ortamda büyüyen çocuklar, boşanmayı bir öğrenme sürecine dönüştürebilir ve daha güçlü problem çözme yetenekleri geliştirebilirler. Yani bu durumu ailenin desteği ve bilinçli davranışlarıyla olumlu bir yöne çevirmek mümkündür. Desteğin Önemi Boşanma, çocuklar için zorlu bir süreç olsa da doğru yaklaşımlar ve destekle bu sürecin olumsuz etkileri en aza indirgenebilir. Çocukların sağlıklı bir duygusal gelişim göstermesi için şu önlemler alınabilir: Ebeveynler arasında sağlıklı bir iletişim ve iş birliği sağlanmalıdır. Çocukların duygusal ihtiyaçları fark edilmeli ve gerektiğinde bir uzmandan yardım alınmalıdır. Çocukların rutinleri korunmalı ve yaşamlarında istikrar sağlanmalıdır. Boşanma, hayatın bir gerçeği olabilir ancak çocukların duygusal sağlığını öncelikli kılmak, onların gelecekteki mutluluk ve başarısını şekillendirmek için kritik öneme sahiptir. İzmir Karşıyaka'da Psikolog, Aile ve Çift Danışmanı, Pedagog veya Çocuk Psikoloğu arıyorsanız biz sizin yanınızdayız. 15 dakikalık ücretsiz ön görüşme ile destek almaya hemen başlayın. Sağlıkla, sevgiyle ve mutlulukla kalın.

  • Film Analizi: Close - Bir Dostluğun Sessiz Çığlığı

    Close (Yakın) - (2022) Close , yönetmen Lukas Dhont'un büyüme, dostluk ve kayıp temalarını ele aldığı, izleyiciyi derinden etkileyen bir başyapıt. Film, çocukluğun masumiyetini, ergenliğin karmaşıklığını ve toplumun dayattığı normların bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini güçlü bir sinematografik anlatımla işler. Remi ve Leo'nun arkadaşlıkları üzerinden, toplumsal baskıların ve akran zorbalığının bir dostlukta yaratabileceği çatlakları incelerken, insan ruhunun hassasiyetini de gözler önüne serer. Dostluk ve Çocukluğun Masumiyeti Film, siyah bir ekranla başlar. Sadece Remi ve Leo’nun konuşmalarını duyduğumuz bu sahnede. Karakterlerimizin kendilerine ait hayali bir dünyada düşmanlardan kaçtıkları bir senaryo içerisinde olduklarını görürüz. Gölgeler ve sarı renk tonlarıyla çekilen sahne, nostaljik bir his uyandırır; sanki bu iki çocuk, dış dünyanın karmaşasından uzakta, kendilerine ait bir evrende yaşamaktadır. Kendi yarattıkları dünyalarında son derece mutludurlar. Ardından çiçek tarlasında neşe içinde koştukları görüntülerle bu masumiyet somutlaşır. Film, bu sahnelerle, dostluğun en saf halini resmeder. Remi ve Leo'nun bu saf dünyası, yalnızca birbirlerine duydukları sevgiden değil, aynı zamanda çevrelerinden gelen anlayışsızlığın henüz onları etkilememesinden kaynaklanır. Ancak bu huzur, okulun ilk günüyle birlikte bozulmaya başlar. Diğer çocukların meraklı soruları ve alaycı tavırları, bu dostluğu sorgular hale gelir. “Birlikte misiniz?” sorusunun ardından gelen gülüşmeler, Remi ve Leo’nun arkadaşlıkları üzerinde ilk çatlakları oluşturur. Bu basit gibi görünen davranışlar, özellikle Leo’nun rahatsız olmasına neden olur. Toplumsal Algıların Yükü Ergenlik, hem fiziksel hem de zihinsel değişimlerin olduğu, kimlik arayışının ve toplumsal kabul görme ihtiyacının yoğunlaştığı bir dönemdir. Leo, dış dünyanın baskılarına daha fazla boyun eğen taraf olur. Diğer çocukların soruları ve alayları, Leo'nun Remi ile olan arkadaşlığına mesafe koymasına neden olur. Bu mesafe başlangıçta küçük bir rahatsızlık gibi görünse de zamanla büyür ve dostluğun dinamiklerini tamamen değiştirir. Leo, toplumun beklentilerini karşılamak ve kendini korumak adına Remi’den uzaklaşmayı seçer. Bu süreçte, Leo’nun içsel çatışması gittikçe büyür. Bir yanda Remi’ye duyduğu sevgi ve bağlılık, diğer yanda ise toplumsal yargılar ve akran zorbalığına karşı duyduğu korku vardır. Leo’nun bu çatışmayı çözmek için seçtiği yol, Remi’den uzaklaşmaktan ve dolayısıyla onu kırmaktan geçer. Akran Zorbalığının Yıkıcı Etkisi Film, akran zorbalığının etkilerini çok yönlü bir şekilde ele alır. Zorbalık, yalnızca fiziksel bir tehdit değildir; aynı zamanda duygusal bir yük ve kimlik gelişimini tehdit eden bir faktördür. Leo, diğer çocukların kendisine yönelttiği alaylara ve baskılara karşı Remi’den uzaklaşarak tepki verir. Bu, bir savunma mekanizması gibi görünse de Remi için derin bir yalnızlık ve dışlanmışlık hissi yaratır. Remi, Leo’nun uzaklaşmasına anlam vermekte zorlanır. Onu anlamaya ve dostluklarını korumaya çalışır. Ancak Leo’nun her uzaklaşma hamlesi, Remi’yi biraz daha yalnız bırakır. Film, bu süreçte Remi’nin duygusal çöküşünü sessiz ama etkili bir şekilde işler. Özellikle Remi’nin obua çaldığı sahne, karakterin yalnızlığını ve duygusal yükünü izleyiciye hissettirir. Leo’nun bu sahneyi izlerken gözlerinin dolmasının birçok nedeni olabilir. Fakat kesin olan bir şey bunu saklaması gerektiğini düşündüğüdür. Sessiz Kopuş ve Trajedinin Gelişi Remi ve Leo arasındaki sessiz kopuş, filmin merkezinde yer alır. Bu kopuş, sadece fiziksel bir mesafeyi değil, aynı zamanda duygusal bir bağın yavaşça çözülmesini temsil eder. Remi’nin Leo’ya olan bağlılığı, onun için bir çıkış noktasıdır. Ancak Leo’nun mesafeli tavırları, Remi’yi giderek daha da yalnızlaştırır. Özellikle Leo’nun buz hokeyi takımına girişi, bu mesafenin kanıtı haline gelir. Leo belki de kendisi hakkındaki izlenimi ve algıyı değiştirmek ve diğer çocuklar tarafından kabul göreceğini düşündüğü için buz hokeyinin takımına girer. Daha sonraki sahnelerde Remi “Takıma ben de katılayım mı?” Diye sorsa da Leo sessiz kalarak istemediğini belli eder. Remi’nin takıma girmesini istememesi Leo’nun Remi’den uzak durmak ve hakkındaki algıyı değiştirmek için bunu yaptığını gösterir. Bir süre sonra Remi’nin kırgınlığı öfkeye dönüşür ve Leo’yla okulda kavga eder. Kavganın ardından birbirleriyle konuşmadan geçen birkaç günün sonunda bir sınıf gezisi yapılır. Film sessiz bir çığlık atar burada. Remi sınıf gezisine katılmaz. Neden katılmadığını ise geziden dönüldüğünde Leo annesinden öğrenir. Uzunca bir sessizliğin ardından annesine Remi’yi soran Leo en sonunda “O artık burada değil” cevabını alır. Hızlıca Remi’nin evine gider. Banyonun kapısının kırılarak açıldığını görür. Daha önceki kavgalarında yaptığı gibi Remi’nin kendisini banyoya kilitlediğini ve intihar ettiğini anlar. Remi’nin seçtiği yolun kendi davranışlarıyla bağlantılı olduğunu fark eder. Bu farkındalık, Leo’nun derin bir suçluluk duygusuna kapılmasına neden olur. Kayıp, Yüzleşme ve İyileşme Remi’nin kaybı, Leo’nun hayatında bir dönüm noktasıdır. Bu kayıp, sadece bir dostu kaybetmekle ilgili değildir; aynı zamanda Leo’nun kendi kimliği ve duygularıyla yüzleşmesini gerektirir. Leo, başlangıçta bu kaybın ağırlığını taşımakta zorlanır ve acısını içine gömer. Remi’nin yokluğuyla yüzleşememesi, onu daha da içine kapanık bir hale getirir. Ancak Remi’nin annesiyle olan etkileşimleri, Leo için bir yüzleşme ve iyileşme sürecinin başlangıcı olur. Özellikle Remi’nin annesiyle ilk etkileşiminde “Aranızda ne oldu?” sorusu, Leo’nun kendisiyle ve geçmişteki davranışlarıyla hesaplaşmasını tetikler. Film, bu yüzleşmeyi güçlü bir sahnede doruğa ulaştırır: Leo, ikinci kez Remi’nin annesiyle konuşmaya gider ve intiharın kendisi yüzünden olduğunu ve Remi’yi kendisinden uzaklaştırdığını itiraf eder. Bu sahnede yaşanan katarsis, hem Leo hem de Remi’nin annesi için kaybın ağırlığını hafifletir ve birbirlerine yaslanırlar. Hayatın Döngüselliği ve İleriye Bakış Filmde hayatın döngüselliği, çiçek tarlası metaforu üzerinden güçlü bir şekilde işlenir. Hikaye, Leo ve Remi’nin bir çiçek tarlasında koştuğu sahnelerle başlar ve Leo’nun aynı tarlada yalnız koşmasıyla son bulur. Çiçeklerin bir ömrü vardır: açar, büyür, solup gider ve yerini yenilere bırakır. Bu, yaşamın döngüselliğini ve ölümün bu döngüdeki yerini sembolize eder. Remi’nin kaybı, bu döngüde ölümün kaçınılmazlığını Leo’ya öğretir. Başlangıçta kaybı kabullenmekte zorlanan Leo, Remi’nin ölümünü anlamlandırarak yaşamın doğal akışını kabul eder. Leo’nun buz hokeyi oynarken kırılan kolunun alçısının çıkarılması, onun iyileşme sürecine girdiğinin metaforudur. Leo, Remi’nin ölümünü kabul eder ve onun yokluğunda yaşamaya devam etmeyi seçer. Filmin sonunda, Leo’nun tarlada yalnız koşmaya devam etmesi, bu döngüde ölümün yerini anlaması ve yaşamın devam ettiğini fark etmesiyle mümkün olur. Ebeveynlerin Sorumluluğu Filmde ebeveynlerin çocuklarına karşı olan sorumlulukları alt başlık olarak ele alınabilir. Film, ebeveynlerin, çocuklarını yalnızca sevgiyle değil, aynı zamanda sosyal ve duygusal becerilerle donatarak desteklemesi gerektiğini hatırlatır. Bu, ebeveynlerin farkında olmadan çocuklarının başka çocuklara yapabilecekleri zorbalığın nelere yol açabileceğini gözler önüne serer. Ebeveynler çocuklarına olan sorumlulukları kadar. Çocuklarının olumsuz eylemlerini engellemek adına da sorumluluğa sahiptirler. Film, ebeveynlerin varlığının farkında olmadıkları bir sorumluluklarının kırılgan bir çocuğun hayatına mal olabileceğini gösterir. Sonuç Close , bir dostluğun masumiyetini ve ergenliğin karmaşıklığını derin bir hassasiyetle işler. Film, toplumsal normların bireyler üzerindeki baskısını, akran zorbalığının yıkıcı etkilerini ve kayıpların ardından gelen iyileşme sürecini güçlü bir şekilde anlatır. Remi ve Leo’nun hikayesi, sadece bir dostluğun hikayesi değil; aynı zamanda kimlik, sevgi ve insan olmanın anlamı üzerine güçlü bir meditasyondur. Close , izleyiciyi hem ağlatan hem de düşündüren bir film olarak kalplerde yer eder. Ege Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi Emirhan USLU

bottom of page