Dizi Analizi(Anime): Attack on Titan (Shingeki no Kyojin)
- Altuğ Psikoloji
- 22 Oca
- 3 dakikada okunur

Anime dünyasında bazı yapımlar vardır; yalnızca izlenmez, izleyeni psikolojik olarak da zorlar, düşündürür ve dönüştürür. Attack on Titan (Japonca adıyla Shingeki no Kyojin), bu yapımların en çarpıcı örneklerinden biridir.
Attack on Titan – Temel Bilgiler
Orijinal Adı: Shingeki no Kyojin
Tür: Aksiyon, Dram, Fantastik, Psikolojik, Politik
Yapım Yılı: 2013
Yaratıcı (Manga): Hajime Isayama
Anime Stüdyoları: Wit Studio (1–3. sezon), MAPPA (Final sezonu)
Bölüm Sayısı: Toplam 94 bölüm
Sezon Sayısı: 4 ana sezon (Final sezonu parça parça yayınlanmıştır)
Orijinal Yayın: Japonya
Dil: Japonca
Başarı: 14 ödül, 21 aday gösterilme
Seslendirme (Orijinal):
Eren Yeager – Yuki Kaji
Mikasa Ackerman – Yui Ishikawa
Armin Arlert – Marina Inoue

Konu
Attack on Titan, insanlığın devasa varlıklar olan Titanlar nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bir dünyada geçer. İnsanlar, Titanlardan korunmak için yüksek duvarlarla çevrili şehirlerde yaşamaktadır. Yıllar boyunca bu duvarlar insanlara güvenlik sağlamış ve dış dünyadan izole bir yaşam kurulmuştur. Ancak bir gün, daha önce görülmemiş büyüklükte bir Titan’ın duvarları yıkmasıyla bu düzen bozulur. Bu saldırı sonucunda binlerce insan hayatını kaybeder ve şehirler kaosa sürüklenir. İnsanlık, Titanlara karşı savaşmak için askeri birlikler oluşturur. Bu birlikler hem insanlığı korumak hem de Titanların gerçek kökenini öğrenmek için mücadele eder. Hikaye ilerledikçe Titanların sadece bir tehdit değil çok daha büyük bir sırrın parçası olduğu ortaya çıkar. Dünya, göründüğünden çok daha geniş ve karmaşıktır. Bu anime, insanlığın özgürlük mücadelesini merkezine alır.

Özet
Hikaye, duvarlar içinde doğup büyüyen Eren Yeager’ın Titan saldırısı sırasında annesini kaybetmesiyle başlar. Bu olay Eren’in Titanlara karşı büyük bir nefret beslemesine neden olur. Eren, arkadaşları Mikasa ve Armin ile birlikte askeri eğitime katılarak Titanlarla savaşmayı hedefler. Eğitim sürecinin ardından insanlık adına pek çok tehlikeli görevde yer alırlar. Zamanla Eren’in Titanlarla ilgili beklenmedik bir güce sahip olduğu ortaya çıkar. Bu durum, hem insanlık için bir umut hem de büyük bir tehdit olarak görülür. Hikaye ilerledikçe duvarların dışındaki dünya keşfedilir. İnsanların sandığından çok daha gelişmiş toplumların var olduğu anlaşılır. Titanların kökeni ve insanlarla olan bağlantısı açığa çıkar. Finalde ise Eren ve arkadaşları hatta tüm dünya; insanlık, özgürlük, savaş ve fedakarlık kavramları üzerinden büyük bir yüzleşme yaşar.
Sezonlar ve Bölümler
1. Sezon (2013 – 25 bölüm)
İnsanlığın devler tarafından tehdit edildiği, duvarlar arasına sıkışmış bir dünya tanıtılır. Travma, kayıp ve hayatta kalma refleksi ön plandadır.
2. Sezon (2017 – 12 bölüm)
Kimlikler sorgulanır. “Düşman kim?” sorusu ilk kez netliğini kaybetmeye başlar.
3.Sezon (2018–2019 – 22 bölüm)
Toplumsal hafıza, bastırılmış gerçekler ve politik manipülasyonlar görünür hale gelir.
Final Sezonu (2020–2023 – 35 bölüm, parçalı yayın)
Savaşın psikolojisi, soykırım, ahlaki ikilemler ve insanlığın karanlık yüzü cesurca ele alınır.

Bir Psikolog Olarak Attack on Titan’a Bakışım
Attack on Titan’ı yalnızca bir iyi ile kötünün savaşı olarak okumak, bu anlatının psikolojik derinliğini büyük ölçüde ıskalamak olur. Bu anime bana göre devler, savaşlar ya da kahramanlık hikayelerinden çok daha fazlasını anlatır.
Bu yapım, işlenmemiş bireysel travmanın nasıl kolektif bir nefrete dönüştüğünü, bunun da toplumları nasıl geri dönülmez biçimde şekillendirdiğini gösteren güçlü bir insanlık hikayesidir.

Travma ve Öfke
Ana karakter Eren’in çocuklukta yaşadığı ağır kayıp ve çaresizlik duygusu, dizinin temel psikolojik zeminini oluşturur. Bu kayıp yalnızca bir üzüntü değildir; dünya algısını kökten sarsan bir travmadır.
Travma, anlamlandırılamadığında ve güvenli bir şekilde işlenemediğinde çoğu zaman şu yollarla kendini gösterir:
Yoğun ve kontrol edilemeyen öfke patlamaları,
Sürekli bir kontrol ihtiyacı,
Dünyayı keskin çizgilerle ayıran ''ya hep ya hiç'' düşünce biçimi,
Tehdit algısının hiç azalmadığı bir tetikte olma hali.
Eren'in karakterinde anime içerisinde bu durumlarla sıkça karşılaşmaktayız. Ayrıca Eren’in dönüşümü, bize şunu açıkça gösterir: Travma konuşulmadığında, yas tutulmadığında ve anlamlandırılmadığında bireyin iç dünyasında sessizce büyür ve bir noktada yıkıcı biçimde dışarı taşar.

Biz ve Onlar Ayrımı
Dizi ilerledikçe tarafların sürekli değişmesi, izleyiciyi rahatsız eden ama son derece kıymetli bir psikolojik süreci görünür kılar.
Başlangıçta biz olma durumu son derece nettir. Ancak hikaye derinleştikçe bu netlik bozulur ve izleyici şu soruyla yüzleşmek zorunda kalır:
''Ben bu koşullarda olsaydım, gerçekten farklı davranır mıydım?''
Bu soru, empatiyi kolaylaştıran bir soru değildir. Aksine, empatiyi zorlayan kişiyi savunmasız bırakan bir sorudur. Ancak tam da bu nedenle dönüştürücüdür.
Psikolojik açıdan bakıldığında:
''Biz ve onlar'' ayrımı, çoğu zaman kaygıyı düzenleme çabasıdır.
Belirsizlik arttıkça, zihin kendini güvende hissetmek için sınırlar çizer.
Karşı tarafı insanlıktan çıkarmak, vicdan yükünü hafifletir.
Attack on Titan, bu savunma mekanizmasını romantize etmez; aksine tüm yıkıcılığıyla fazlasıyla gözler önüne serer.

Nefretin Döngüsel Doğası
Dizinin belki de en güçlü psikolojik mesajı, nefreti doğuran şeyin çoğu zaman geçmişte yaşanmış gerçek acılar olduğudur.
Geçmişte yaşanan travmalar,
Nesiller boyu aktarılan korkular,
Bastırılmış suçluluk ve utanç duyguları,
gelecekte yapılacak şiddetin gerekçesi haline gelir.

Mağduriyet, üzerine çalışıldığında birey daha iyi hissedebilir fakat çalışılmadığında yeni zalimler yaratabilir.
Attack on Titan, izleyiciyi tam da bu rahatsız edici gerçekle yüzleştirir.
İyi Seyirler!


