İyi İnsan Olma İhtiyacı Nereden Gelir? ''Çocukluk, Onay ve Değer Arayışı''
- Altuğ Psikoloji

- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur

''İyi insan olmak istiyorum'' cümlesi çoğu zaman kulağa erdemli, sağlıklı ve hatta ideal bir hedef gibi gelir. Ancak seans odasında bu cümleyi biraz derinleştirdiğimizde çoğu kişinin aslında ''iyi olmak zorundayım'' hissiyle hareket ettiğini görürüz. Bu fark küçük gibi görünse de psikolojik olarak oldukça kritiktir. Çünkü bir noktadan sonra iyi insan olma ihtiyacı, kişinin kendini ihmal ettiği, sınır koyamadığı ve değerini başkalarının memnuniyetine bağladığı bir döngüye dönüşebilir.
İyi insan olma ihtiyacı genellikle çocuklukta şekillenir. Özellikle sevginin koşullu olduğu ortamlarda büyüyen bireyler, kabul görmek için belirli davranışları öğrenir. ''Uslu olursam sevilirim'', ''annemi üzmezsem değerliyim'', ''sorun çıkarmazsam kabul edilirim'' gibi inançlar zamanla içselleşir. Bu noktada çocuk, olduğu haliyle değil de olması gerektiği düşünülen haliyle var olmayı öğrenir. Yetişkinlikte ise bu öğrenme; sürekli iyi olmaya çalışma, hayır diyememe, başkalarını önceliklendirme ve kendi ihtiyaçlarını geri plana atma şeklinde kendini gösterebilir.
Bugün birçok kişinin iyi insan olma psikolojisi, sürekli iyi olmak zorunda hissetmek, hayır diyememek gibi ifadelerle aradığı durum aslında çoğu zaman bir onay ihtiyacının sonucudur. Kişi, içsel bir değer hissi geliştiremediğinde bunu dışarıdan almaya çalışır. Başkalarının memnuniyeti, teşekkür etmesi, takdir etmesi ya da en azından eleştirmemesi; kişinin kendini iyi hissetmesinin temel kaynağı haline gelir. Bu nedenle iyi olmak bir tercih değil bir zorunluluk gibi yaşanır. Çünkü iyi olunmadığında ortaya çıkan şey sadece suçluluk değildir; aynı zamanda değersizlik hissidir.
Bu döngü özellikle hayır diyememe, sürekli fedakarlık yapma, kendini ihmal etmek ve insanları memnun etme ihtiyacı gibi davranışlarla kendini gösterir. Kişi çoğu zaman sınır koyduğunda kötü biri olacağını düşünür. Oysa burada asıl mesele ahlaki değil psikolojiktir. Sınır koymak, karşı tarafı reddetmekten çok kişinin kendini koruyabilmesiyle ilgilidir. Ancak çocuklukta sınır koymanın cezalandırıldığı ya da reddedildiği deneyimler varsa yetişkinlikte bu davranış tehdit gibi algılanabilir.
İyi insan olma ihtiyacıyla yaşayan kişilerde sık gördüğümüz bir diğer durum da içsel çatışmadır. Dışarıdan bakıldığında uyumlu, anlayışlı ve fedakar görünen bu kişiler iç dünyalarında yoğun bir yorgunluk, kırgınlık ve bazen öfke taşırlar. Çünkü sürekli başkalarını gözetmek, kendi ihtiyaçlarını bastırmak anlamına gelir. Bu bastırılan ihtiyaçlar zamanla birikir ve ya pasif - agresif davranışlarla ya da ani duygusal patlamalarla ortaya çıkabilir. Kişi bu noktada kendine şu soruyu sormaya başlar: ''Ben gerçekten iyi biri miyim yoksa sadece öyle görünmeye mi çalışıyorum?''
Sağlıklı İyi Olmak ile Kendini Feda Etmek Arasındaki Fark
Aslında sağlıklı bir iyi insan tanımı ile problemli olan arasında önemli bir fark vardır. Sağlıklı iyi olma hali, kişinin hem kendine hem başkalarına karşı dengeli olduğu bir yapıyı içerir. Yani kişi yardım edebilir ama kendini tüketmez, anlayışlı olabilir ama sınırlarını da korur. Problemli olan ise tek taraflıdır: kişi sürekli verir, tolere eder, alttan alır ama karşılığında kendini kaybeder. Bu noktada iyi insan sendromu, aşırı fedakarlık ve kendini ihmal etme gibi kavramlar devreye girer.
İyi insan olma ihtiyacının temelinde çoğu zaman reddedilme korkusu ve değersizlik hissi yer alır. Kişi, olduğu haliyle kabul edilmeyeceğine dair derin bir inanç taşır. Bu yüzden ilişkilerde kendini olduğu gibi göstermek yerine daha kabul edilebilir bir versiyonunu sunar. Ancak bu da paradoksal bir durum yaratır: kişi kabul edilir ama aslında gerçek haliyle değil. Bu da içsel bir boşluk hissine yol açar. ''Beni seviyorlar ama aslında ben olduğum için değil.'' düşüncesi, uzun vadede ilişkilerde tatminsizlik yaratır.
Bu Döngü Nasıl Değişir?
Psikolojik danışmanlık sürecinde bu konu çalışılırken temel hedef, kişinin iyi olma zorunluluğunu fark etmesi ve bunu sorgulamaya başlamasıdır. Özellikle bilişsel davranışçı terapi ve şema terapi yaklaşımlarında kişinin otomatik düşünceleri ve kök inançları ele alınır. ''Herkesi memnun etmeliyim'', ''hayır dersem sevilmem'', ''önce başkaları gelmeli'' gibi düşünceler yeniden yapılandırılır. Aynı zamanda sınır koyma becerisi, suçlulukla baş etme ve kendilik değeri üzerine çalışmalar yapılır.
Burada önemli bir kırılma noktası vardır ve görüşmeler sonucunda kişi şunu fark etmeye başlayabilir: İyi olmak ile kendini feda etmek aynı şey değildir. Bu farkındalık geliştiğinde ilişkilerin niteliği de değişir. Daha az kişi kalabilir ama daha gerçek ilişkiler oluşur. Daha az fedakarlık yapılır ama daha az kırgınlık birikir ve en önemlisi, kişi kendini başkalarının gözünden değil kendi içinden değerlendirmeye başlar.
Eğer siz de sürekli iyi olmaya çalışıyor, hayır demekte zorlanıyor, başkalarını mutlu ederken kendinizi ihmal ettiğinizi fark ediyorsanız bu durum sadece bir kişilik özelliği değil; üzerinde çalışılabilecek bir psikolojik örüntü olabilir. Çünkü insanın gerçekten iyi olabilmesi için önce kendisine karşı da iyi olması gerekir. Bu denge kurulmadığında, iyi olmak bir erdem olmaktan çıkar ve bir yük haline gelir. Unutmayın, iyi bir insan olmak; herkes için her şeyi yapmak değil hem kendiniz hem başkaları için sağlıklı bir denge kurabilmektir. Bu dengeyi kurmak ise çoğu zaman farkındalıkla başlar, destekle güçlenir.
Sevgiyle Kalın. 🥰


Yorumlar